|
Hindistan Komünist Partisi (Marksist Leninist) (Halk Savaşı) Merkez
Komite üyeleri Arun ve Vikas yoldaşlar ile röportaj
Yaşasın proletarya enternasyonalizmi
Röportaj yapılan HKP(ML) (HS) MK üyesinin de söylediği gibi "Partimiz,
güçlü bir şekilde proletarya enternasyonalizmini savunmaktadır. Bu yüzden
dergilerimizde, yazılarımızda diğer ülkelerdeki hareketlerin geniş bir
şekilde propagandasını yapmaktayız. Özelde ise Maoist hareketler üzerine
yoğunlaşılmakta..." Bunun yanında diğer ülke deneyimlerinden yararlanmanın
önemiyle eşdeğer düzeyde olmasa da bizler de mümkün olduğunca bu deneyim
ve mücadeleleri aktarmaya çabalıyoruz. Bu çabanın bir ürünü olarak Hindistan'da
Maoist Komünist Merkez ile birlikte devrim mücadelesinin en önemli öznesi
Maoist kardeş parti HKP(ML)(HS) MK üyeleri ile kısa bir süre önce yapılan
röportajı yayınlıyoruz. Her bir soruya yanıttaki, eksik ve hatalara yönelik
samimiyet ve açıklık, buna karşın hataları aşmada ve devrime yakınlaşmada
somut/pratik düşünüş tarzı ve kararlılık tüm okurlarımızın dikkatini çekecektir.
Bu uzun röportajı ilgiyle okuyacağınızı tahmin ediyor ve bundan sonra
da bu tür çabalarımızın devam edeceğini ifade ediyoruz.
- Partinizin 9. Kongresi üç yıl önce gerçekleştirildi. Burada alınan
kararların uygulanması için ne gibi adımlar attınız?
Kongre'nin temel görüşlerinden biri, genel çerçevesi belirlenen, Parti
içindeki hataların düzeltilmesi için, bir rektifikasyon (düzeltme) hareketine
olan ihtiyaçtı. Bazı ciddi hataların altı çizilmişti ve bunlardan biri
de subjektivizmdi. Diğerleri de kendiliğindencilik, liberalizm, ekonomizm
vb. idi. Bu rektifikasyon hareketi tüm Parti genelinde, geniş bir boyutta
gerçekleştirilmektedir. Bu yolla biz, Partiyi daha büyük ölçüde proleterleştirmeyi
umuyoruz. Fakat bu proleterleştirme hareketi, rektifikasyonla durmayacak,
devam edecektir. Sonuçta yabancı hakimiyetin olduğu, ve Parti üyelerini
muhakkak ki etkileyen bir çevrede yaşıyoruz. Yarı feodal bir sosyo-ekonomik
yapıya sahip olan Hindistan'da, bu toplumsal yapıya ait değerler geniş
ölçüde güçlü ve zararlıdır.
- Askeri alandaki durum hakkında bilgi verir misiniz?
Kongre'den sadece birkaç ay önce, 3 MK üyemiz, Shyam, Maresh ve Murali
yoldaşların şehit düşüşlerinin birinci yıldönümünde, Halk Gerilla Ordusu
(PGA) ilan edildi. Bu yüzden, Kongre sırasında henüz yeni şekillenmişti.
Şimdi, liderlik faktörü olarak davranan merkezi ve eyalet askeri komisyonlarıyla
birlikte, kurallara uygun komuta ve kontrol sistemi mevcuttur. Bu yıl,
Şubat ayında Orissa eyaletindeki, Koraput'ta yüksek başarılı harekatlar
yapabilmemizin nedeni bu tür bir yapılanmaydı. Muhtemelen, bir silah deposuna
yapılan ve 500 silah ve çeşitli kalitelerdeki cephane ele geçirilen baskını
duymuşsunuzdur. Kabaca, iki gerilla bölüğü, silah deposunun civarında,
aynı anda 8 polis karakoluna (hapishane vb.) büyük bir hızla saldırdı.
Medya bunun, 1930 yılındaki ünlü Chittagagong cephaneliği baskınından
bu yana en büyük saldırı olduğunu ifade etti. Aynı zamanda, orta Hindistan'da
Dandakaranya'da polis ve para-militer güçler, PGA ve milislerin sürekli
olarak tacizlerine maruz kalmaktadır. Son yıllarda PGA büyük ilerleme
ve gelişme kaydetmiştir, ancak hala Halk Kurtuluş Ordusu'na gelişmesi
için uzun bir yol mevcuttur.
- Kırsal kesimdeki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Kırsal alanda, düz ve ormanlık araziler mevcut. Düzlük alanların çoğunda,
özellikle de Andhra Pradesh eyaletinde, polis harekatlarının yoğunlaşmasına
bağlı olarak, güçlerimiz sayısız kayıpla karşı karşıya kalmıştır. Kongre'den
bu yana, içinde birçok lider kadroların da olduğu yüzlerce şehit verdik.
Kongre'deki iki kadın delegemiz Padma ve Lalitha (Andhra Pradesh bölgesindeki
Telengana'dan) şehit düştü. En büyük riske sahip düzlük alanlarda Parti
yeni çalışma yöntemleri geliştirdi. Tabi ki, Kongre'de oluşturulan merkezi
görev, gerilla üslerinin inşası doğrultusunda özel bölgelerin sınırlarını
çizmeyi amaçlamaktaydı. Bu yapıldı ve Parti bunun üzerinde dikkatini yoğunlaştırmaktadır.
Sınır çizilen alanlar, bu direktif doğrultusunda kesinlikle geliştirildi.
Fakat, Andhra Pradesh eyaletinde, özellikle Telengana bölgesinde (köken
olarak Halk Savaşının kalbinde), sayısız kayıplardan kaynaklı harekette
bir geri çekilme mevcuttur. Burada hükümet, emperyalistlerle birlikte,
hareketi ezmek için tüm gücünü ortaya koymaktadır. Andhra Pradesh kasabı,
Eyalet Bakanı Chandrababu Naidu, Dünya Bankası'nın mavi gözlü oğlanıdır
ve son iki yıl içinde Clinton'ın -biri başkanken, diğeri daha sonra- onu
iki kez şahsen ziyaret etmesi tesadüf değildir. Bu açık bir politikadır:
Dünya Bankası, halkın "yüreklerini ve bilinçlerini" kazanmak
için, naxalistlerin bulunduğu bölgelere milyonlarca dolar akıtırken, Naidu,
faşist teröre başvurmaktadır. Bu, DYÇ'nin (Düşük Yoğunluklu Çatışma) bir
parçasıdır. Önümüzdeki seçimlerde, Naidu Halk Savaşının ezilmesini, temel
seçim konusu yapmıştır. Anket sonuçları, Naidu'nun sadece baskıcı politikalarından
değil, aynı zamanda halkın yaşamı üzerinde korkunç etkilere sahip Dünya
Bankası talimatlarını saldırganca uygulamasından da kaynaklı kaybetmesinin
muhtemel olduğunu söylemektedir.
- Toprak Reformu temel konulardan biri olduğuna göre, şehirlerdeki
örgütlerinizin yapısını nasıl ele alıyorsunuz? Bunun uygulanmasıyla ilgili
planlarınız nedir?
Kongre, şehirlerdeki çalışmasının çok güçsüz olduğunu ve başta sanayi
proletaryası içinde olmak üzere güçlendirilmesine ihtiyaç olduğunu tespit
etti. Aynı şekilde öğrenciler arasındaki güçlü zeminimiz daralmıştır.
Çabalarımız da bu doğrultuda olmaktadır. Özellikle son Merkez Komite toplantısında
"Şehirlerdeki Politikamız" üzerine yeni bir doküman hazırlandı.
Bu doküman tüm Parti'de çalışılmaktadır ve büyük şehirlerde uygulanması
istenmektedir. Parti'nin ülkenin neredeyse tüm metropollerinde (Mumbai,
Delhi, Kalküta, Chennai, Bangalore vb.) varlığı mevcuttur, fakat bu sınırlıdır.
Belirli ölçülerde müdahalemizin olduğu ve Mumbai'de gerçekleştirilen Dünya
Sosyal Forumu ve Mumbai Direnişi 2004 bu doğrultuda başarılı bir deneyimdi.
Bizler, Birleşik Cephe alanındaki çalışmamızın da çok zayıf olduğunu kabul
ediyoruz. Bunun için, Peru Komünist Partisi, Nepal Komünist Partisi (Maoist)
ve diğerlerinin deneyimlerini okuyoruz; tabi ki tüm bunları kendi ülkemizin
koşullarına uyarlamak zorundayız.
- Kadın sorunu hakkındaki düşünceleriniz…
Bildiğiniz gibi Hindistan, çok güçlü feodal değerlere sahip bir ülkedir.
Bunlar yaşamın tüm alanlarına yansımakla birlikte, özellikle ataerkil
değerlerde görülmektedir. Hindistan ayrıca, tüm sosyal ilişkilerde hakim
olan kast faktörüne de sahiptir. Ataerkil düşünce toplumda öylesine derin
köklere sahiptir ki, "modernleşme" dahi kadına karşı kullanılmaktadır.
Hikaye, kadınların erkeklere oranının hızlı bir düşüş içerisinde olduğu
korkusudur. Hindistan'da en "gelişmiş" eyalet olan Pencap'ta
bu oran 753 kadına 1000 erkektir. Normal oran olan 945 kadına 1000 erkek
oranı için Hindistan'da 35 milyon kadın daha olması gerektiği tahmin edilmektedir.
1901'de bu sayı sadece 3 milyondu. Bu sözde kalıtsal ölüm oranları en
kötü kapitalist değerler ve feodal değerlerin birleşmesiyle tüketim çılgınlığıyla
birlikte yükseldi. Yani bu durumda doğal olarak ataerkil düşünce Parti
içine de yansımaktadır. Aslında rektifikasyon hareketinin önemli noktalarından
biri de ataerkilliğe karşı savaştı. Andhra Pradesh eyalet komitesi, Parti
içinde bu yansımaların, 40 biçimini ortaya serdi. Bunlar, direkt uygun
görülmeyen açık biçimlerin dışında, birçok ince yolu içermekteydi. Kongre,
direkt Merkez Komite altında, kadın çalışması için bir alt komite oluşturdu.
Bu komite çeşitli raporlar üretti.
- Yukarıda kast sisteminden bahsettiniz. Bunun yansımalarından da
bahsedebilir misiniz?
Ataerkillikle birlikte, kast önyargıları, Hindistan'da feodal düşüncenin
önemli bir noktasıdır. Bu halkın sosyal yaşamı hemen hemen tüm alanları
da etkilemektedir. Bu sistemin en kaba ve rahatsız edici belirtisi, dokunulmazlar
olarak ifade edilen, nüfusun % 14'lük kesimidir. Dokunulmazların, yüksek
kasttan insanların evlerine girmelerine izin verilmez. Ellerinden su içilmez,
ekmek yenmez, gerçekten de kimse onlara dokunmaz. Onlar da Hindu olmalarına
karşın, Hindu tapınaklarına girmelerine izin verilmez. Kast sistemi hiyerarşisinde
Brahmanlar, merdivenin en üst basamağındayken, dokunulmazlar (şimdi kendilerine
dalit demektedirler) en alttadır. Hiyerarşinin en üstünde yer alanlar
kendilerini, aşağıdakilere göre daha üstün sayarlar ve bunların hepsi
kendilerini dalitler karşısında üstün kabul ederler. Dokunulmazlara karşı
tavır, Batıdaki ırkçılıktan yüz kat daha kötüdür. Genel olarak tüm yönetici
partiler ve örgütler, görüşlerinde kast sistemini desteklerler. BJP ve
faşist RSS'nin (BJP'nin ana örgütü) Hindu şovenizmi yüksek-kast Brahman
şovenizminden başka bir şey değildir. Genel olarak en yoksullar dalitlerdir.
Dalitler bu ismi, ABD'deki Kara Panterlerden etkilenen, 1970'lerin ortalarındaki
Dalit Panterlerinden almışlardır. Sonuçta çok doğal olarak dalitler, Partimizde
büyük sayılar oluşturmaktadırlar. Parti, kadın yoldaşlara yaptığı gibi,
dalit kökenli yoldaşların da liderlik konumuna ilerletilmeleri için özel
çaba harcamaktadır.
- Hindistan'ın çok uluslu bir ülke olduğunu söylemiştiniz. Ülkenizdeki
ulusal sorunu nasıl ele alıyorsunuz?
Bu, Hindistan'da gerçekten çok ciddi bir sorundur. Ulusal sorun, eyaletlerin
Merkezle arasındaki ilişkilere de yansımaktadır ve aynı zamanda, Hindistan'ın
bir parçası olmak istemeyen eyaletler/halklar ile de ilgilidir. Hindistan
Anayasası, Hindistan'ın federal bir yapıya sahip olduğunu kabul eder;
fakat aslında ülke üniterdir. Merkezin, eyaletlerin politik, ekonomik,
sosyal ve kültürel tüm alanları üzerinde hakimiyeti vardır. Eyaletler,
ekonomik olarak tamamen Merkeze bağımlı belediyelere indirgenmiştir. Her
ne kadar Rusya'daki gibi, ulusal hakimiyet olmasa da; özelde televizyon
yayınlarının başlamasıyla, Hint/İngiliz kültürel saldırısı, tüm yerel
kültürleri bilinçli olarak bastırmak için yaşama geçirilmiştir. Parti,
Hindistan'ın federal bir yapı olmasını ve yerel kültür ve dillerin çiçeklenmesini
desteklemektedir. Yani Hint/İngiliz hakimiyetine bir bütün olarak karşıdır.
Ayrıca, ayrılmak için on yıllardır mücadele yürütülen Keşmir, Pencap,
Kuzey Doğu sorunlarımız var. Bunlar, geçen on yıl içinde Hindistan ordusunun
bu bölgelerde 50 ila 100 binden fazla insanı katlettiği askeri işgal altında
olduklarını ifade etmektedirler. Partimiz, bu ulusların yalnızca kendi
kaderlerini tayin hakkını değil, aynı zamanda tüm bu ulusların ayrılma
haklarını da savunan Hindistan'daki tek partidir. HKM(ML) Kurtuluş gibi
revizyonistleşen ML'ler de bu sorun üzerinde Hindistan egemen sınıflarının
şarkısını söylemeye başlamışlardır.
-Son zamanlarda Partinizle Hindistan Maoist Komünist Merkez (HMKM)
arasındaki diyaloglar üzerine çokça konuşuluyor. Bu konuda gelinen aşamayı
özetler misiniz?
Bu konuda, 1998 ve 1999 yıllarında Bihar eyaletinde, her iki taraftan
da yüzden fazla kadro ve sempatizanın öldürüldüğü, iki partinin gerilla
güçleri arasındaki korkunç çatışmalardan haberiniz vardır. Kongreden önce
bu çatışmalar alt düzeylere inmişti. Çatışmaların durdurulması, geniş
ölçüde enternasyonal alandaki dostlarımızın yardımıyla yaşama geçmişti.
Kongreden sonra Maoist Komünist Merkez, görüşme için öneride bulundu.
Ve ilk görüşmede her iki taraf da, bunun Hindistan devrimi tarihinde kara
bir leke olduğunu söyleyerek olanlar için ciddi bir özeleştiri yaptı.
Her iki taraf da, kimin daha fazla sorumlu olduğu tartışmalarına girmemek,
bunun yerine tüm Bihar'da taban içinde geniş bir özeleştiri yapılması
konusunda hem fikir oldu. Bu ise, ortak bir açıklamanın yer aldığı bildirilerle
yapıldı. Bu Temmuz/Ağustos 2001 civarında oldu. Aynı zamanda, Maoist Komünist
Merkez, Kongrede takınılan duruş, iki partiyi politik ve ideolojik olarak
daha da yakınlaştırdığı görüşündeydi. Bundan sonra iki partinin ortak
faaliyetleri başladı ve bugüne kadar da devam etmektedir. Bu yolla, gelişen
kanlı olaylar ortadan kaldırıldı. İki partinin birleşmesine yönelik ciddi
görüşmeler de bundan sonra başlatıldı. Bu arada, Halk Savaşı'na da Maoist
Komünist Merkez'e de birçok küçük grubun katıldığı hatırlanmalı. Daha
başka gruplar da katılmak için bekliyorlar. Yani ülkede tek bir proletarya
partisine doğru yol alan tarihi bir süreç gelişiyor. Bu iki büyük parti
birleştiğinde sonuç almak için (esasta) hiçbir kuşku kalmayacak. Daha
önceki on yılların sürekli dökülmelerinin çoğu, küçük burjuvazinin düşüncesiz
aceleciliği ve sekterizminden kaynaklıydı. Fakat MKM [şimdiki HMKM] ve
HKP(ML) [Halk Savaşı'nın önceli] otuz yıllık ayrı bir tarihi dönemi yaşadılar.
Bu yüzden, temel politik/ideolojik ve örgütsel sorunlara detaylı bir şekilde
çözüm sağlamak için, kimse süreci aceleye getirmek istememektedir. Tabi
ki küçük sorunlar, demokratik merkeziyetçilik temelinde birleşik parti
içinde çözümlenebilir. Bunlar zaman alacak fakat sürecin raydan çıkmayacağına
dair umut doluyuz. Aynı zamanda her iki hareket üzerinde faşist baskının
artması da, bu şiddetli saldırıları ortak bir şekilde püskürtmek için
birliği gerektirmektedir. Eğer bu gerçekleşmezse, her iki taraf da kitlelere
ve kadrolara karşı sorumlu olacaklardır.
-Bugün tüm gözler Nepal üzerindedir. Nepal'deki devrimci yükseliş
Hindistan'daki hareketi nasıl etkilemektedir?
Nepal hareketi gerçekten çok büyük adımlarla yürümektedir. Şu anda stratejik
denge aşamasında olduklarını söylüyorlar. Ordunun kontrolünü elinde tutan
Monarşi, parlamento partileri de dahil, bugün tamamen izole olmuş durumdalar.
Bizim Nepal Komünist Partisi (Maoist) ile uzun zamandır yakın ilişkilerimiz
var. Bildiğiniz gibi ortak bir şekilde CCOMPOSA (Güney Asya Maoist Parti
ve Örgütlerin Koordinasyon Komitesi)'yi oluşturduk. Üçüncü Konferansını
başarılı bir şekilde yeni sonuçlandırdık. Bir basın açıklaması yapıldı
ve mevcut olaylar üzerinde Politik Önerge kabul edildi. Nepal'deki hareketin
gelişimi, buradaki hareket için son derece önemlidir. Onların çalışma
yürüttükleri bazı alanlar, Kuzey Bihar'da HMKM'nin çalışma bölgleriyle
sınırlıdır. Ülkenin egemen sınıfları iki parti arasındaki yakınlaşmadan
çok rahatsız olmaktadır. Bu yüzden Nepal'den Güney'de Andra Pradesh'e
kadar 1500 kilometrelik bir "koridor" oluşturmaktan bahsetmektedirler.
Hindistan yöneticileri, ABD ile birlikte, Monarşi'nin desteklenmesinde
ve Maoistleri ezmek için takviye edilmesinde temel rol oynamaktadırlar.
Biz Hindistan'da Nepal hareketinin propagandasını geniş bir şekilde yapıyor
ve sürekli Nepal'in iç meselelerine müdahalede Hindistan yayılmacılığının
rolüne karşı duruyoruz. Nepal halkı kendi geleceklerine kendilerinin karar
vermesinde özgür olmalıdır ve ne Hindistan ne de ABD ya diğer emperyalist/yayılmacı
güç, bu ülkenin egemenlik hakları üzerinde etkili olamaz. Fakat ABD Hindistan'ı
gelecekteki stratejik ortağı olarak görmektedir; özellikle de faşist BJP
ve bu cephedekilerin hepsi ABD yapılanması ile (ve hatta şimdi Siyonistlerle)
yakın kölelik ilişkilerine sahiptir. Bazen farklılıklar ortaya çıksa da,
Hindistan egemenleri bölgede ABD çıkarlarına kölece yaklaşmaktadır. Üstelik,
tüm Nepal ekonomisi, Hindistan kompradorlarının idaresi altındadır. Doğal
kaynakları, özellikle de su ve hidro-elektrik, Hindistanlılara ipoteklidir;
eşit olmayan anlaşmalar mevcuttur -Partimiz tüm bunlara şiddetle karşıdır.
-Diğer ilerici güçlerle ilişkilerinizden bahseder misiniz? Onları
da kazanmak için neler yapıyorsunuz?
Aslında, daha önce de ifade ettiğim gibi, şehir merkezlerindeki güçlerimiz
görece zayıf durumda. Ne sebeple olursa olsun, büyük bir ilerleme gösteremedik.
Güçlü bir zeminimizin olduğu kırsal alanda, birçok yerde, tarım işçileri
ve yoksul köylüler liderliği etrafında tüm orta güçlerle ittifak yapabilmekteyiz.
Aslında diğer ilerici güçlerin kazanılması Birleşik Cephe politikasının
bir parçasıdır.
Bu konuda da hala zayıfız. Aynı zamanda HKP (ML) Kurtuluş ve HKP (ML)
Yeni Demokrasi gibi sözde Maoistler ve yine HKP (ML) Kızıl Bayrak ve Tamilnadu
Eyalet Örgütleme Komitesi vb. kendi içimizdeki sağcı güçler tarafından
yapılan saldırıların yarattığı zararlar da mevcuttur. Tüm bu parti ve
örgütler herhangi bir gerici gibi fanatik bir şekilde silahlı mücadeleye
karşıdırlar. Bunlar halk savaşının anarşist, terörist olduğunu söyleyerek
Halk Savaşı'na karşı kitle kampanyaları yapmaktadırlar. Bunlar, Kongre
veya BJP'den ayıran sadece küçük bir faktördür. Tüm bunların hepsinin
tonları aynıdır. Problem ise bu gruplara yurtdışından meşruluk verilmektedir,
böylece Hindistan devrimine zarar verilmektedir. Yurtdışından birçok Maoist,
geçen yıl gerçekleştirilen Kurtuluş Kongresine kardeşçe selamlarını ilettiler,
oysa bu partinin HKP/CPM revizyonistlerinden çok az bir farkı vardır.
Diğer birçokları da, ICML'ye katılanların çoğunluğu politik ve örgütsel
olarak (birçoğu küçük gruplardır) çok küçük bir grubu meşruluğa sahiptir,
fakat ne yazık ki, ICML listesinde önde gelmektedir. Bizim onlarla, özel
sorunlar çevresinde mücadelede bir araya gelmeme problemimiz yok. Fakat
bunlar genellikle bizi değil HKP ve CPM'yle birleşmeyi tercih etmektedirler.
Bu, hepsinin MR-2004'e katılmak yerine, kendilerinin ayrı fonksiyonlarla
(HKP(ML) Kurtuluş DSF'nin içindeydi tabi ki) gerçekleştirdikleri DSF/MR-2004
programlarında açıktı. Bizim politikamız açıktır: Ortak sorunlar üzerinde
mücadelenin herhangi bir biçiminde birlik yapmaya istekliyiz. Örneğin
sendikal konularda, yerel düzeyde HKP/CPM sendikalarıyla ortak aktivitelere
katılmıştık. Fakat mücadelede ortaklaşırken, onların revizyonist önderliklerini
teşhir eder ve tabanlarını kazanmaya çalışırız. Fakat bu hiçbir zaman
onlarla ilgili politik analizimizi ve onların sınıf karakterlerine dair
değerlendirmelerimizi sulandırmaz. Onlar, ideolojik bir zemine sahip olan
politik cephenin parçası olmalıdırlar.
-11 Eylül sonrası ABD tüm dünya üzerinde saldırılarını yoğunlaştırdı.
Irak'a saldırıya bakışınız nedir. Ve sizce ABD'nin Ortadoğu'daki stratejik
planı nedir?
Rakip süpergüç, Sovyet Sosyal Emperyalizminin çöküşünden sonra, Partimiz
ABD'nin ayakta kalan tek süpergüç ve dünya halklarının bir numaralı düşmanı
olduğunu belirledi. Bundan önce Batı ülkeleri hem ekonomik hem de politik
olarak emsalsiz gücünden kaynaklı ABD'nin arkasında şu ya da bu oranda
birleşmişti. Şimdi durum biraz farklı. Avrupa büyüyen rakip ekonomik güçtür,
fakat hala askeri olarak boy ölçüşecek durumda değildir. Üstelik 1993-1997
döneminde ekonomideki kısa ve kısmi iyileşmeyi büyük bir düşüş izledi.
2000'den bu yana ise keskin bir hal aldı ve bu defa ABD'yi en sert şekilde
vurdu. Bu onları, özelde ise ABD'yi çatışma ve savaşlara sürüklemektedir.
1990'lardakinin aksine ABD, artık ganimeti Avrupa gibi diğer emperyalistlerle
paylaşmakta istekli değildir (en azından zorunda olmadıkça). Bu Irak'ta
açıkça ortadaydı. Özellikle kapitalist sistemin motoru işlevine sahip
petrol şirketleri, rezervlerin azalmasıyla birlikte şiddetli bir kriz
içindedir. CEO'nun petrol mevduat rakamlarını %20 oranında yükselttiği
Shell'deki son inceleme petrol şirketlerinin yeni kaynakları ele geçirmek
için umutsuzluğunu göstermektedir. Bu yüzden Orta Asya'yı ele geçirmeye
çalışmaktadırlar. -Afganistan savaşı buna yardımcı olmuştur. Bunlar, büyük
petrol rezervlerine sahip Rusya'dan, Rus mafyasıyla karşı cephe oluşturarak
ne koparabilirse koparmaktadırlar. Venezüella rejimi istikrarsızlaştırarak
buradaki geniş petrol yataklarının kontrolünü elde etmeye çalışmaktalar.
Kaddafi'yi uysallaştırdılar ve Libya'nın büyük petrol kaynaklarına doğru
ilerlemekteler. Ve tabi ki Irak savaşıyla tüm Ortadoğu'nun en büyük petrol
yataklarının kontrolünü istemekteler. Fakat Irak halkı kahraman bir direniş
geliştirdi. Mao, bir yerde, emperyalistlerin kendi ayaklarına düşürmek
için kayayı kaldırdıklarını söylemişti. Irak ABD emperyalizminin Büyük
Yenilgisi'ne (Waterloo) (ya da Vietnam'ı demeliyiz) dönüşmektedir. Fakat
bizim yaklaşımımızca, tüm devrimcilerin Irak'taki, Afganistan'daki, her
yerdeki direnişi desteklemeleri gerektiğine inanıyoruz. Yalnızca ABD'yi
eleştirmek ve direnişi desteklememek, büyük küreselleşme ve savaş karşıtı
hareketlerde gördüğümüz liberal bir düzeye indirgemektir. Bunlar fundamentalist
Şiiler olabilir, Saddam yanlısı güçler veya Taliban olabilirler. Evet,
fakat esas düşmana en küçük zarar veren biri onları hedef almaktadır.
Bugün, onları ortadan kaldırmak için ABD'yle savaşmak zorundayız. Bunlar
feodal güçler olabilir, fakat tarih defalarca göstermiştir ki, geçici
olarak onlarla birleşmek esas düşmanı yok etmek içindir. Çin'de Mao, Çan
Kay-şek ile, Kamboçya'da komünistler Sihanouk ile ittifak yaptı. Bugün
devrimci komünistler zayıf olduğunda (ya da silahlı mücadeleye ihanet
ettiklerinden) direnmek isteyen halk, İslami güçlere dönmektedir. Onlar,
geri kazanılmalıdır, fakat bu, mücadeleden uzak durarak ve ABD emperyalizmi
ile İslami fundamentalistleri eşit bir şekilde eleştirerek olmaz. Ne yazık
ki, kendi hükümetlerine karşı direnişi destekleyen cephede yer alması
gereken ABD'deki Maoistlerin de yaklaşımı budur. Onlarla ittifak yaparak
onların yanında savaşarak, tabanda güveni yavaş yavaş inşa edebilir ve
onları devrimci çizgiye kazanabiliriz. Bugün İslami güçler, çeşitli nedenlerden
kaynaklı (bizler bunu analiz etmeliyiz, bu şimdiye kadar yapılmadı) her
yerde emperyalistler ve gericiler tarafından vurulmaktadır. ABD emperyalistleri
tarafından her yerde, Siyonistler tarafından Ortadoğu'da, Fransızlar tarafından
Cezayir'de, Ruslar tarafından Çeçenistan'da vb. Hindistan'daki Müslümanlar
BJP faşistlerinin şiddetli saldırıları altındadır. Hindistan'da Hindu
faşistleri halkın yaşamları üzerinde büyük bir saldırı başlattılar ve
Müslümanları günah keçisi yaparak dikkatleri başka yöne çekmeye çalışmaktadırlar.
İşte onlarla birleşmenin temel önemi, onların örgütlerinin bazıları fundamentalist
olsa bile, Hindu faşistlerine karşı savaşmak ve saldırı olduğunda onların
yanında yer almada yatmaktadır. Aslında Hindistan'da ABD'yi teşhir etmede
büyük güç onlardır. Coca Cola ve Pepsi'ye karşı boykotta ilk çağrıyı yapan
onlardı. Komiktir ki, CPM hükümeti Batı Bengal'de fabrika yapması için
Pepsi ile kontrat yaptı. Bu konuda People's March'ta [Halkın Yürüyüşü-HKP(ML)
(HS) yayın organı] Ocak 2002 sayısında "Devrim ve Terörizm"
başlığıyla bir yazı yayınlandı. Bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Yazı
web-sitesinde yer almaktadır.
-Enternasyonal alanda görevlerimiz konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bizler gerçek Maoistlerin enternasyonal alanda tek bir platformda bir
araya gelmeleri gerektiğine güçlü bir şekilde inanıyoruz. Özellikle de,
halk savaşına önderlik edenlerin ya da halk savaşlarını destekleyenlerin.
Eğer geri kalmış bir ülkeden iseler, bunların silahlı mücadeleye önderlik
etmekte veya bunun için ciddi hazırlıklar yapıyor olmaları gerekmektedir
-pratikleri belirsiz ertelemeyi gerektirmemelidir. Fakat, koşulların demokratik
merkeziyetçilik üzerinde 3. Enternasyonal oluşumu gibi bir örgüt için
yeterince olgunlaştığını düşünmüyoruz. Böyle bir örgüt, mevcut olaylara,
doğru politik yaklaşım vermek ve hareketleri koordine etmek üzere çaba
sarf etmelidir. Tartışılması gereken farklılıklar mevcut. Hiçbir partinin
bu platform üzerinde herhangi bir hakimiyeti olmamalıdır. Bu tür bir örgütün
düzenli konferansları gerçekleştirilmeli ve lider grubu burada seçilmelidir.
Böylesi bir platform üzerinde bu örgütlerin kağıt üzerinde kalmasından
kaçınmalıyız; söylemlerde Marksizm-Leninizm-Maoizm'i kullanmak önemli
değildir; asıl önemli olan pratikte uygulanmasıdır. Minimum birkaç pratikle
yalnızca bu tür örgütler, bunun bir parçası olmalıdır. Bununla birlikte,
doğru bir ideoloji, devrimci pratiğe yansımadığı takdirde çok küçük bir
değere sahiptir. Örneğin, Hindistan'da MLM'ye bağlı olduklarını söyleyen
birçok yapı var, fakat bunların bir kısmı tamamen revizyonistken, diğerleri
de sağcı bir pratik izlemektedir. Böylesi bir merkez aynı zamanda, revizyonist,
reformist, anarşist veya post-modernizm gibi moda ideolojilerden herhangi
birinden anti-Marksist anlayışın tüm biçimlerine karşı yaratıcı bir şekilde
mücadele eden gerçek bir ideolojik merkez görevi de görmelidir. Bizler
böylesi bir platforma hangi isim verileceğini önemsemiyoruz. Var olan
bir örgütün ismi de olabilir, yeni bir isim de konabilir- fakat bir konsensüs
üzerinde işleve sahip olmalı ve içinde büyük MLM örgütler yer almalıdır.
Yine de, Partimiz adına enternasyonal düzlemde çalışmalara gereken önemi
ve dikkati vermediğimiz için özür diliyoruz.
-Son olarak, genel olarak devrimci harekete ve özelde TKP/ML'ye vermek
istediğiniz bir mesaj var mı?
Tüm yoldaşlara sadece devrimci selamlarımızı iletebiliriz. Selamın ötesinde
enternasyonal alanda herhangi bir mesaj verme durumumuz yok. Enternasyonal
alanda yoldaşları temin edebiliriz ki; gelecekte daha büyük bir rol oynayacak
ve bu konuda çaba sarf edeceğiz. UHAB, ILPS ve DHDH gibi örgütler gücünü
geliştirmeli ve küreselleşme karşıtı hareket içindeki herkesi bir kutup
olarak etkilemelidir. Ne yazık ki, güçlerimizin noksanlığından kaynaklı
tüm bunlarda önemli bir rol oynayamamaktayız. Sonuç olarak, TKP/ML'yle,
özelde yıllar önce kurulan uzun ilişkilere sahibiz. Bizler, bunu gelecekte
daha derin bir anlayış temelinde geliştirmek isteriz. Partimiz, güçlü
bir şekilde proletarya enternasyonalizmini savunmaktadır. Bu yüzden dergilerimizde,
yazılarımızda diğer ülkelerdeki hareketlerin geniş bir şekilde propagandasını
yapmaktayız. Özelde ise Maoist hareketler üzerinde yoğunlaşmakta fakat
aynı zamanda anti-emperyalist mücadeleler üzerinde de durmaktayız. Lütfen
Türkiye'deki hareketiniz hakkında bize sürekli bilgi gönderin. Ülkeniz
dünyada çok stratejik bir konuma sahip. Birçok anahtar medeniyetin geçiş
yolunda, Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile temas halinde. Bizler Türkiye'deki
Maoist hareketin dünya devrimi içindeki büyük önemini biliyoruz. Aynı
şekilde, altında çalıştığınız büyük baskıcı koşullardan da haberdarız.
Fakat eminiz ki, devrimci hareket ilerleyecektir. Lütfen, Türkiyeli tüm
yoldaşlara devrimci selamlarımızı iletin. Teşekkür ederiz.
|