.
Söyleşi

Hindistan Komünist Partisi (Marksist Leninist) (Halk Savaşı) Merkez Komite üyeleri Arun ve Vikas yoldaşlar ile röportaj
Yaşasın proletarya enternasyonalizmi
Röportaj yapılan HKP(ML) (HS) MK üyesinin de söylediği gibi "Partimiz, güçlü bir şekilde proletarya enternasyonalizmini savunmaktadır. Bu yüzden dergilerimizde, yazılarımızda diğer ülkelerdeki hareketlerin geniş bir şekilde propagandasını yapmaktayız. Özelde ise Maoist hareketler üzerine yoğunlaşılmakta..." Bunun yanında diğer ülke deneyimlerinden yararlanmanın önemiyle eşdeğer düzeyde olmasa da bizler de mümkün olduğunca bu deneyim ve mücadeleleri aktarmaya çabalıyoruz. Bu çabanın bir ürünü olarak Hindistan'da Maoist Komünist Merkez ile birlikte devrim mücadelesinin en önemli öznesi Maoist kardeş parti HKP(ML)(HS) MK üyeleri ile kısa bir süre önce yapılan röportajı yayınlıyoruz. Her bir soruya yanıttaki, eksik ve hatalara yönelik samimiyet ve açıklık, buna karşın hataları aşmada ve devrime yakınlaşmada somut/pratik düşünüş tarzı ve kararlılık tüm okurlarımızın dikkatini çekecektir. Bu uzun röportajı ilgiyle okuyacağınızı tahmin ediyor ve bundan sonra da bu tür çabalarımızın devam edeceğini ifade ediyoruz.

- Partinizin 9. Kongresi üç yıl önce gerçekleştirildi. Burada alınan kararların uygulanması için ne gibi adımlar attınız?
Kongre'nin temel görüşlerinden biri, genel çerçevesi belirlenen, Parti içindeki hataların düzeltilmesi için, bir rektifikasyon (düzeltme) hareketine olan ihtiyaçtı. Bazı ciddi hataların altı çizilmişti ve bunlardan biri de subjektivizmdi. Diğerleri de kendiliğindencilik, liberalizm, ekonomizm vb. idi. Bu rektifikasyon hareketi tüm Parti genelinde, geniş bir boyutta gerçekleştirilmektedir. Bu yolla biz, Partiyi daha büyük ölçüde proleterleştirmeyi umuyoruz. Fakat bu proleterleştirme hareketi, rektifikasyonla durmayacak, devam edecektir. Sonuçta yabancı hakimiyetin olduğu, ve Parti üyelerini muhakkak ki etkileyen bir çevrede yaşıyoruz. Yarı feodal bir sosyo-ekonomik yapıya sahip olan Hindistan'da, bu toplumsal yapıya ait değerler geniş ölçüde güçlü ve zararlıdır.
- Askeri alandaki durum hakkında bilgi verir misiniz?
Kongre'den sadece birkaç ay önce, 3 MK üyemiz, Shyam, Maresh ve Murali yoldaşların şehit düşüşlerinin birinci yıldönümünde, Halk Gerilla Ordusu (PGA) ilan edildi. Bu yüzden, Kongre sırasında henüz yeni şekillenmişti. Şimdi, liderlik faktörü olarak davranan merkezi ve eyalet askeri komisyonlarıyla birlikte, kurallara uygun komuta ve kontrol sistemi mevcuttur. Bu yıl, Şubat ayında Orissa eyaletindeki, Koraput'ta yüksek başarılı harekatlar yapabilmemizin nedeni bu tür bir yapılanmaydı. Muhtemelen, bir silah deposuna yapılan ve 500 silah ve çeşitli kalitelerdeki cephane ele geçirilen baskını duymuşsunuzdur. Kabaca, iki gerilla bölüğü, silah deposunun civarında, aynı anda 8 polis karakoluna (hapishane vb.) büyük bir hızla saldırdı. Medya bunun, 1930 yılındaki ünlü Chittagagong cephaneliği baskınından bu yana en büyük saldırı olduğunu ifade etti. Aynı zamanda, orta Hindistan'da Dandakaranya'da polis ve para-militer güçler, PGA ve milislerin sürekli olarak tacizlerine maruz kalmaktadır. Son yıllarda PGA büyük ilerleme ve gelişme kaydetmiştir, ancak hala Halk Kurtuluş Ordusu'na gelişmesi için uzun bir yol mevcuttur.
- Kırsal kesimdeki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Kırsal alanda, düz ve ormanlık araziler mevcut. Düzlük alanların çoğunda, özellikle de Andhra Pradesh eyaletinde, polis harekatlarının yoğunlaşmasına bağlı olarak, güçlerimiz sayısız kayıpla karşı karşıya kalmıştır. Kongre'den bu yana, içinde birçok lider kadroların da olduğu yüzlerce şehit verdik. Kongre'deki iki kadın delegemiz Padma ve Lalitha (Andhra Pradesh bölgesindeki Telengana'dan) şehit düştü. En büyük riske sahip düzlük alanlarda Parti yeni çalışma yöntemleri geliştirdi. Tabi ki, Kongre'de oluşturulan merkezi görev, gerilla üslerinin inşası doğrultusunda özel bölgelerin sınırlarını çizmeyi amaçlamaktaydı. Bu yapıldı ve Parti bunun üzerinde dikkatini yoğunlaştırmaktadır. Sınır çizilen alanlar, bu direktif doğrultusunda kesinlikle geliştirildi. Fakat, Andhra Pradesh eyaletinde, özellikle Telengana bölgesinde (köken olarak Halk Savaşının kalbinde), sayısız kayıplardan kaynaklı harekette bir geri çekilme mevcuttur. Burada hükümet, emperyalistlerle birlikte, hareketi ezmek için tüm gücünü ortaya koymaktadır. Andhra Pradesh kasabı, Eyalet Bakanı Chandrababu Naidu, Dünya Bankası'nın mavi gözlü oğlanıdır ve son iki yıl içinde Clinton'ın -biri başkanken, diğeri daha sonra- onu iki kez şahsen ziyaret etmesi tesadüf değildir. Bu açık bir politikadır: Dünya Bankası, halkın "yüreklerini ve bilinçlerini" kazanmak için, naxalistlerin bulunduğu bölgelere milyonlarca dolar akıtırken, Naidu, faşist teröre başvurmaktadır. Bu, DYÇ'nin (Düşük Yoğunluklu Çatışma) bir parçasıdır. Önümüzdeki seçimlerde, Naidu Halk Savaşının ezilmesini, temel seçim konusu yapmıştır. Anket sonuçları, Naidu'nun sadece baskıcı politikalarından değil, aynı zamanda halkın yaşamı üzerinde korkunç etkilere sahip Dünya Bankası talimatlarını saldırganca uygulamasından da kaynaklı kaybetmesinin muhtemel olduğunu söylemektedir.
- Toprak Reformu temel konulardan biri olduğuna göre, şehirlerdeki örgütlerinizin yapısını nasıl ele alıyorsunuz? Bunun uygulanmasıyla ilgili planlarınız nedir?
Kongre, şehirlerdeki çalışmasının çok güçsüz olduğunu ve başta sanayi proletaryası içinde olmak üzere güçlendirilmesine ihtiyaç olduğunu tespit etti. Aynı şekilde öğrenciler arasındaki güçlü zeminimiz daralmıştır. Çabalarımız da bu doğrultuda olmaktadır. Özellikle son Merkez Komite toplantısında "Şehirlerdeki Politikamız" üzerine yeni bir doküman hazırlandı. Bu doküman tüm Parti'de çalışılmaktadır ve büyük şehirlerde uygulanması istenmektedir. Parti'nin ülkenin neredeyse tüm metropollerinde (Mumbai, Delhi, Kalküta, Chennai, Bangalore vb.) varlığı mevcuttur, fakat bu sınırlıdır. Belirli ölçülerde müdahalemizin olduğu ve Mumbai'de gerçekleştirilen Dünya Sosyal Forumu ve Mumbai Direnişi 2004 bu doğrultuda başarılı bir deneyimdi. Bizler, Birleşik Cephe alanındaki çalışmamızın da çok zayıf olduğunu kabul ediyoruz. Bunun için, Peru Komünist Partisi, Nepal Komünist Partisi (Maoist) ve diğerlerinin deneyimlerini okuyoruz; tabi ki tüm bunları kendi ülkemizin koşullarına uyarlamak zorundayız.
- Kadın sorunu hakkındaki düşünceleriniz…
Bildiğiniz gibi Hindistan, çok güçlü feodal değerlere sahip bir ülkedir. Bunlar yaşamın tüm alanlarına yansımakla birlikte, özellikle ataerkil değerlerde görülmektedir. Hindistan ayrıca, tüm sosyal ilişkilerde hakim olan kast faktörüne de sahiptir. Ataerkil düşünce toplumda öylesine derin köklere sahiptir ki, "modernleşme" dahi kadına karşı kullanılmaktadır. Hikaye, kadınların erkeklere oranının hızlı bir düşüş içerisinde olduğu korkusudur. Hindistan'da en "gelişmiş" eyalet olan Pencap'ta bu oran 753 kadına 1000 erkektir. Normal oran olan 945 kadına 1000 erkek oranı için Hindistan'da 35 milyon kadın daha olması gerektiği tahmin edilmektedir. 1901'de bu sayı sadece 3 milyondu. Bu sözde kalıtsal ölüm oranları en kötü kapitalist değerler ve feodal değerlerin birleşmesiyle tüketim çılgınlığıyla birlikte yükseldi. Yani bu durumda doğal olarak ataerkil düşünce Parti içine de yansımaktadır. Aslında rektifikasyon hareketinin önemli noktalarından biri de ataerkilliğe karşı savaştı. Andhra Pradesh eyalet komitesi, Parti içinde bu yansımaların, 40 biçimini ortaya serdi. Bunlar, direkt uygun görülmeyen açık biçimlerin dışında, birçok ince yolu içermekteydi. Kongre, direkt Merkez Komite altında, kadın çalışması için bir alt komite oluşturdu. Bu komite çeşitli raporlar üretti.
- Yukarıda kast sisteminden bahsettiniz. Bunun yansımalarından da bahsedebilir misiniz?
Ataerkillikle birlikte, kast önyargıları, Hindistan'da feodal düşüncenin önemli bir noktasıdır. Bu halkın sosyal yaşamı hemen hemen tüm alanları da etkilemektedir. Bu sistemin en kaba ve rahatsız edici belirtisi, dokunulmazlar olarak ifade edilen, nüfusun % 14'lük kesimidir. Dokunulmazların, yüksek kasttan insanların evlerine girmelerine izin verilmez. Ellerinden su içilmez, ekmek yenmez, gerçekten de kimse onlara dokunmaz. Onlar da Hindu olmalarına karşın, Hindu tapınaklarına girmelerine izin verilmez. Kast sistemi hiyerarşisinde Brahmanlar, merdivenin en üst basamağındayken, dokunulmazlar (şimdi kendilerine dalit demektedirler) en alttadır. Hiyerarşinin en üstünde yer alanlar kendilerini, aşağıdakilere göre daha üstün sayarlar ve bunların hepsi kendilerini dalitler karşısında üstün kabul ederler. Dokunulmazlara karşı tavır, Batıdaki ırkçılıktan yüz kat daha kötüdür. Genel olarak tüm yönetici partiler ve örgütler, görüşlerinde kast sistemini desteklerler. BJP ve faşist RSS'nin (BJP'nin ana örgütü) Hindu şovenizmi yüksek-kast Brahman şovenizminden başka bir şey değildir. Genel olarak en yoksullar dalitlerdir. Dalitler bu ismi, ABD'deki Kara Panterlerden etkilenen, 1970'lerin ortalarındaki Dalit Panterlerinden almışlardır. Sonuçta çok doğal olarak dalitler, Partimizde büyük sayılar oluşturmaktadırlar. Parti, kadın yoldaşlara yaptığı gibi, dalit kökenli yoldaşların da liderlik konumuna ilerletilmeleri için özel çaba harcamaktadır.
- Hindistan'ın çok uluslu bir ülke olduğunu söylemiştiniz. Ülkenizdeki ulusal sorunu nasıl ele alıyorsunuz?
Bu, Hindistan'da gerçekten çok ciddi bir sorundur. Ulusal sorun, eyaletlerin Merkezle arasındaki ilişkilere de yansımaktadır ve aynı zamanda, Hindistan'ın bir parçası olmak istemeyen eyaletler/halklar ile de ilgilidir. Hindistan Anayasası, Hindistan'ın federal bir yapıya sahip olduğunu kabul eder; fakat aslında ülke üniterdir. Merkezin, eyaletlerin politik, ekonomik, sosyal ve kültürel tüm alanları üzerinde hakimiyeti vardır. Eyaletler, ekonomik olarak tamamen Merkeze bağımlı belediyelere indirgenmiştir. Her ne kadar Rusya'daki gibi, ulusal hakimiyet olmasa da; özelde televizyon yayınlarının başlamasıyla, Hint/İngiliz kültürel saldırısı, tüm yerel kültürleri bilinçli olarak bastırmak için yaşama geçirilmiştir. Parti, Hindistan'ın federal bir yapı olmasını ve yerel kültür ve dillerin çiçeklenmesini desteklemektedir. Yani Hint/İngiliz hakimiyetine bir bütün olarak karşıdır. Ayrıca, ayrılmak için on yıllardır mücadele yürütülen Keşmir, Pencap, Kuzey Doğu sorunlarımız var. Bunlar, geçen on yıl içinde Hindistan ordusunun bu bölgelerde 50 ila 100 binden fazla insanı katlettiği askeri işgal altında olduklarını ifade etmektedirler. Partimiz, bu ulusların yalnızca kendi kaderlerini tayin hakkını değil, aynı zamanda tüm bu ulusların ayrılma haklarını da savunan Hindistan'daki tek partidir. HKM(ML) Kurtuluş gibi revizyonistleşen ML'ler de bu sorun üzerinde Hindistan egemen sınıflarının şarkısını söylemeye başlamışlardır.
-Son zamanlarda Partinizle Hindistan Maoist Komünist Merkez (HMKM) arasındaki diyaloglar üzerine çokça konuşuluyor. Bu konuda gelinen aşamayı özetler misiniz?
Bu konuda, 1998 ve 1999 yıllarında Bihar eyaletinde, her iki taraftan da yüzden fazla kadro ve sempatizanın öldürüldüğü, iki partinin gerilla güçleri arasındaki korkunç çatışmalardan haberiniz vardır. Kongreden önce bu çatışmalar alt düzeylere inmişti. Çatışmaların durdurulması, geniş ölçüde enternasyonal alandaki dostlarımızın yardımıyla yaşama geçmişti. Kongreden sonra Maoist Komünist Merkez, görüşme için öneride bulundu. Ve ilk görüşmede her iki taraf da, bunun Hindistan devrimi tarihinde kara bir leke olduğunu söyleyerek olanlar için ciddi bir özeleştiri yaptı. Her iki taraf da, kimin daha fazla sorumlu olduğu tartışmalarına girmemek, bunun yerine tüm Bihar'da taban içinde geniş bir özeleştiri yapılması konusunda hem fikir oldu. Bu ise, ortak bir açıklamanın yer aldığı bildirilerle yapıldı. Bu Temmuz/Ağustos 2001 civarında oldu. Aynı zamanda, Maoist Komünist Merkez, Kongrede takınılan duruş, iki partiyi politik ve ideolojik olarak daha da yakınlaştırdığı görüşündeydi. Bundan sonra iki partinin ortak faaliyetleri başladı ve bugüne kadar da devam etmektedir. Bu yolla, gelişen kanlı olaylar ortadan kaldırıldı. İki partinin birleşmesine yönelik ciddi görüşmeler de bundan sonra başlatıldı. Bu arada, Halk Savaşı'na da Maoist Komünist Merkez'e de birçok küçük grubun katıldığı hatırlanmalı. Daha başka gruplar da katılmak için bekliyorlar. Yani ülkede tek bir proletarya partisine doğru yol alan tarihi bir süreç gelişiyor. Bu iki büyük parti birleştiğinde sonuç almak için (esasta) hiçbir kuşku kalmayacak. Daha önceki on yılların sürekli dökülmelerinin çoğu, küçük burjuvazinin düşüncesiz aceleciliği ve sekterizminden kaynaklıydı. Fakat MKM [şimdiki HMKM] ve HKP(ML) [Halk Savaşı'nın önceli] otuz yıllık ayrı bir tarihi dönemi yaşadılar. Bu yüzden, temel politik/ideolojik ve örgütsel sorunlara detaylı bir şekilde çözüm sağlamak için, kimse süreci aceleye getirmek istememektedir. Tabi ki küçük sorunlar, demokratik merkeziyetçilik temelinde birleşik parti içinde çözümlenebilir. Bunlar zaman alacak fakat sürecin raydan çıkmayacağına dair umut doluyuz. Aynı zamanda her iki hareket üzerinde faşist baskının artması da, bu şiddetli saldırıları ortak bir şekilde püskürtmek için birliği gerektirmektedir. Eğer bu gerçekleşmezse, her iki taraf da kitlelere ve kadrolara karşı sorumlu olacaklardır.
-Bugün tüm gözler Nepal üzerindedir. Nepal'deki devrimci yükseliş Hindistan'daki hareketi nasıl etkilemektedir?
Nepal hareketi gerçekten çok büyük adımlarla yürümektedir. Şu anda stratejik denge aşamasında olduklarını söylüyorlar. Ordunun kontrolünü elinde tutan Monarşi, parlamento partileri de dahil, bugün tamamen izole olmuş durumdalar. Bizim Nepal Komünist Partisi (Maoist) ile uzun zamandır yakın ilişkilerimiz var. Bildiğiniz gibi ortak bir şekilde CCOMPOSA (Güney Asya Maoist Parti ve Örgütlerin Koordinasyon Komitesi)'yi oluşturduk. Üçüncü Konferansını başarılı bir şekilde yeni sonuçlandırdık. Bir basın açıklaması yapıldı ve mevcut olaylar üzerinde Politik Önerge kabul edildi. Nepal'deki hareketin gelişimi, buradaki hareket için son derece önemlidir. Onların çalışma yürüttükleri bazı alanlar, Kuzey Bihar'da HMKM'nin çalışma bölgleriyle sınırlıdır. Ülkenin egemen sınıfları iki parti arasındaki yakınlaşmadan çok rahatsız olmaktadır. Bu yüzden Nepal'den Güney'de Andra Pradesh'e kadar 1500 kilometrelik bir "koridor" oluşturmaktan bahsetmektedirler. Hindistan yöneticileri, ABD ile birlikte, Monarşi'nin desteklenmesinde ve Maoistleri ezmek için takviye edilmesinde temel rol oynamaktadırlar. Biz Hindistan'da Nepal hareketinin propagandasını geniş bir şekilde yapıyor ve sürekli Nepal'in iç meselelerine müdahalede Hindistan yayılmacılığının rolüne karşı duruyoruz. Nepal halkı kendi geleceklerine kendilerinin karar vermesinde özgür olmalıdır ve ne Hindistan ne de ABD ya diğer emperyalist/yayılmacı güç, bu ülkenin egemenlik hakları üzerinde etkili olamaz. Fakat ABD Hindistan'ı gelecekteki stratejik ortağı olarak görmektedir; özellikle de faşist BJP ve bu cephedekilerin hepsi ABD yapılanması ile (ve hatta şimdi Siyonistlerle) yakın kölelik ilişkilerine sahiptir. Bazen farklılıklar ortaya çıksa da, Hindistan egemenleri bölgede ABD çıkarlarına kölece yaklaşmaktadır. Üstelik, tüm Nepal ekonomisi, Hindistan kompradorlarının idaresi altındadır. Doğal kaynakları, özellikle de su ve hidro-elektrik, Hindistanlılara ipoteklidir; eşit olmayan anlaşmalar mevcuttur -Partimiz tüm bunlara şiddetle karşıdır.
-Diğer ilerici güçlerle ilişkilerinizden bahseder misiniz? Onları da kazanmak için neler yapıyorsunuz?
Aslında, daha önce de ifade ettiğim gibi, şehir merkezlerindeki güçlerimiz görece zayıf durumda. Ne sebeple olursa olsun, büyük bir ilerleme gösteremedik. Güçlü bir zeminimizin olduğu kırsal alanda, birçok yerde, tarım işçileri ve yoksul köylüler liderliği etrafında tüm orta güçlerle ittifak yapabilmekteyiz. Aslında diğer ilerici güçlerin kazanılması Birleşik Cephe politikasının bir parçasıdır.
Bu konuda da hala zayıfız. Aynı zamanda HKP (ML) Kurtuluş ve HKP (ML) Yeni Demokrasi gibi sözde Maoistler ve yine HKP (ML) Kızıl Bayrak ve Tamilnadu Eyalet Örgütleme Komitesi vb. kendi içimizdeki sağcı güçler tarafından yapılan saldırıların yarattığı zararlar da mevcuttur. Tüm bu parti ve örgütler herhangi bir gerici gibi fanatik bir şekilde silahlı mücadeleye karşıdırlar. Bunlar halk savaşının anarşist, terörist olduğunu söyleyerek Halk Savaşı'na karşı kitle kampanyaları yapmaktadırlar. Bunlar, Kongre veya BJP'den ayıran sadece küçük bir faktördür. Tüm bunların hepsinin tonları aynıdır. Problem ise bu gruplara yurtdışından meşruluk verilmektedir, böylece Hindistan devrimine zarar verilmektedir. Yurtdışından birçok Maoist, geçen yıl gerçekleştirilen Kurtuluş Kongresine kardeşçe selamlarını ilettiler, oysa bu partinin HKP/CPM revizyonistlerinden çok az bir farkı vardır. Diğer birçokları da, ICML'ye katılanların çoğunluğu politik ve örgütsel olarak (birçoğu küçük gruplardır) çok küçük bir grubu meşruluğa sahiptir, fakat ne yazık ki, ICML listesinde önde gelmektedir. Bizim onlarla, özel sorunlar çevresinde mücadelede bir araya gelmeme problemimiz yok. Fakat bunlar genellikle bizi değil HKP ve CPM'yle birleşmeyi tercih etmektedirler. Bu, hepsinin MR-2004'e katılmak yerine, kendilerinin ayrı fonksiyonlarla (HKP(ML) Kurtuluş DSF'nin içindeydi tabi ki) gerçekleştirdikleri DSF/MR-2004 programlarında açıktı. Bizim politikamız açıktır: Ortak sorunlar üzerinde mücadelenin herhangi bir biçiminde birlik yapmaya istekliyiz. Örneğin sendikal konularda, yerel düzeyde HKP/CPM sendikalarıyla ortak aktivitelere katılmıştık. Fakat mücadelede ortaklaşırken, onların revizyonist önderliklerini teşhir eder ve tabanlarını kazanmaya çalışırız. Fakat bu hiçbir zaman onlarla ilgili politik analizimizi ve onların sınıf karakterlerine dair değerlendirmelerimizi sulandırmaz. Onlar, ideolojik bir zemine sahip olan politik cephenin parçası olmalıdırlar.
-11 Eylül sonrası ABD tüm dünya üzerinde saldırılarını yoğunlaştırdı. Irak'a saldırıya bakışınız nedir. Ve sizce ABD'nin Ortadoğu'daki stratejik planı nedir?
Rakip süpergüç, Sovyet Sosyal Emperyalizminin çöküşünden sonra, Partimiz ABD'nin ayakta kalan tek süpergüç ve dünya halklarının bir numaralı düşmanı olduğunu belirledi. Bundan önce Batı ülkeleri hem ekonomik hem de politik olarak emsalsiz gücünden kaynaklı ABD'nin arkasında şu ya da bu oranda birleşmişti. Şimdi durum biraz farklı. Avrupa büyüyen rakip ekonomik güçtür, fakat hala askeri olarak boy ölçüşecek durumda değildir. Üstelik 1993-1997 döneminde ekonomideki kısa ve kısmi iyileşmeyi büyük bir düşüş izledi. 2000'den bu yana ise keskin bir hal aldı ve bu defa ABD'yi en sert şekilde vurdu. Bu onları, özelde ise ABD'yi çatışma ve savaşlara sürüklemektedir. 1990'lardakinin aksine ABD, artık ganimeti Avrupa gibi diğer emperyalistlerle paylaşmakta istekli değildir (en azından zorunda olmadıkça). Bu Irak'ta açıkça ortadaydı. Özellikle kapitalist sistemin motoru işlevine sahip petrol şirketleri, rezervlerin azalmasıyla birlikte şiddetli bir kriz içindedir. CEO'nun petrol mevduat rakamlarını %20 oranında yükselttiği Shell'deki son inceleme petrol şirketlerinin yeni kaynakları ele geçirmek için umutsuzluğunu göstermektedir. Bu yüzden Orta Asya'yı ele geçirmeye çalışmaktadırlar. -Afganistan savaşı buna yardımcı olmuştur. Bunlar, büyük petrol rezervlerine sahip Rusya'dan, Rus mafyasıyla karşı cephe oluşturarak ne koparabilirse koparmaktadırlar. Venezüella rejimi istikrarsızlaştırarak buradaki geniş petrol yataklarının kontrolünü elde etmeye çalışmaktalar. Kaddafi'yi uysallaştırdılar ve Libya'nın büyük petrol kaynaklarına doğru ilerlemekteler. Ve tabi ki Irak savaşıyla tüm Ortadoğu'nun en büyük petrol yataklarının kontrolünü istemekteler. Fakat Irak halkı kahraman bir direniş geliştirdi. Mao, bir yerde, emperyalistlerin kendi ayaklarına düşürmek için kayayı kaldırdıklarını söylemişti. Irak ABD emperyalizminin Büyük Yenilgisi'ne (Waterloo) (ya da Vietnam'ı demeliyiz) dönüşmektedir. Fakat bizim yaklaşımımızca, tüm devrimcilerin Irak'taki, Afganistan'daki, her yerdeki direnişi desteklemeleri gerektiğine inanıyoruz. Yalnızca ABD'yi eleştirmek ve direnişi desteklememek, büyük küreselleşme ve savaş karşıtı hareketlerde gördüğümüz liberal bir düzeye indirgemektir. Bunlar fundamentalist Şiiler olabilir, Saddam yanlısı güçler veya Taliban olabilirler. Evet, fakat esas düşmana en küçük zarar veren biri onları hedef almaktadır. Bugün, onları ortadan kaldırmak için ABD'yle savaşmak zorundayız. Bunlar feodal güçler olabilir, fakat tarih defalarca göstermiştir ki, geçici olarak onlarla birleşmek esas düşmanı yok etmek içindir. Çin'de Mao, Çan Kay-şek ile, Kamboçya'da komünistler Sihanouk ile ittifak yaptı. Bugün devrimci komünistler zayıf olduğunda (ya da silahlı mücadeleye ihanet ettiklerinden) direnmek isteyen halk, İslami güçlere dönmektedir. Onlar, geri kazanılmalıdır, fakat bu, mücadeleden uzak durarak ve ABD emperyalizmi ile İslami fundamentalistleri eşit bir şekilde eleştirerek olmaz. Ne yazık ki, kendi hükümetlerine karşı direnişi destekleyen cephede yer alması gereken ABD'deki Maoistlerin de yaklaşımı budur. Onlarla ittifak yaparak onların yanında savaşarak, tabanda güveni yavaş yavaş inşa edebilir ve onları devrimci çizgiye kazanabiliriz. Bugün İslami güçler, çeşitli nedenlerden kaynaklı (bizler bunu analiz etmeliyiz, bu şimdiye kadar yapılmadı) her yerde emperyalistler ve gericiler tarafından vurulmaktadır. ABD emperyalistleri tarafından her yerde, Siyonistler tarafından Ortadoğu'da, Fransızlar tarafından Cezayir'de, Ruslar tarafından Çeçenistan'da vb. Hindistan'daki Müslümanlar BJP faşistlerinin şiddetli saldırıları altındadır. Hindistan'da Hindu faşistleri halkın yaşamları üzerinde büyük bir saldırı başlattılar ve Müslümanları günah keçisi yaparak dikkatleri başka yöne çekmeye çalışmaktadırlar. İşte onlarla birleşmenin temel önemi, onların örgütlerinin bazıları fundamentalist olsa bile, Hindu faşistlerine karşı savaşmak ve saldırı olduğunda onların yanında yer almada yatmaktadır. Aslında Hindistan'da ABD'yi teşhir etmede büyük güç onlardır. Coca Cola ve Pepsi'ye karşı boykotta ilk çağrıyı yapan onlardı. Komiktir ki, CPM hükümeti Batı Bengal'de fabrika yapması için Pepsi ile kontrat yaptı. Bu konuda People's March'ta [Halkın Yürüyüşü-HKP(ML) (HS) yayın organı] Ocak 2002 sayısında "Devrim ve Terörizm" başlığıyla bir yazı yayınlandı. Bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Yazı web-sitesinde yer almaktadır.
-Enternasyonal alanda görevlerimiz konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bizler gerçek Maoistlerin enternasyonal alanda tek bir platformda bir araya gelmeleri gerektiğine güçlü bir şekilde inanıyoruz. Özellikle de, halk savaşına önderlik edenlerin ya da halk savaşlarını destekleyenlerin. Eğer geri kalmış bir ülkeden iseler, bunların silahlı mücadeleye önderlik etmekte veya bunun için ciddi hazırlıklar yapıyor olmaları gerekmektedir -pratikleri belirsiz ertelemeyi gerektirmemelidir. Fakat, koşulların demokratik merkeziyetçilik üzerinde 3. Enternasyonal oluşumu gibi bir örgüt için yeterince olgunlaştığını düşünmüyoruz. Böyle bir örgüt, mevcut olaylara, doğru politik yaklaşım vermek ve hareketleri koordine etmek üzere çaba sarf etmelidir. Tartışılması gereken farklılıklar mevcut. Hiçbir partinin bu platform üzerinde herhangi bir hakimiyeti olmamalıdır. Bu tür bir örgütün düzenli konferansları gerçekleştirilmeli ve lider grubu burada seçilmelidir. Böylesi bir platform üzerinde bu örgütlerin kağıt üzerinde kalmasından kaçınmalıyız; söylemlerde Marksizm-Leninizm-Maoizm'i kullanmak önemli değildir; asıl önemli olan pratikte uygulanmasıdır. Minimum birkaç pratikle yalnızca bu tür örgütler, bunun bir parçası olmalıdır. Bununla birlikte, doğru bir ideoloji, devrimci pratiğe yansımadığı takdirde çok küçük bir değere sahiptir. Örneğin, Hindistan'da MLM'ye bağlı olduklarını söyleyen birçok yapı var, fakat bunların bir kısmı tamamen revizyonistken, diğerleri de sağcı bir pratik izlemektedir. Böylesi bir merkez aynı zamanda, revizyonist, reformist, anarşist veya post-modernizm gibi moda ideolojilerden herhangi birinden anti-Marksist anlayışın tüm biçimlerine karşı yaratıcı bir şekilde mücadele eden gerçek bir ideolojik merkez görevi de görmelidir. Bizler böylesi bir platforma hangi isim verileceğini önemsemiyoruz. Var olan bir örgütün ismi de olabilir, yeni bir isim de konabilir- fakat bir konsensüs üzerinde işleve sahip olmalı ve içinde büyük MLM örgütler yer almalıdır. Yine de, Partimiz adına enternasyonal düzlemde çalışmalara gereken önemi ve dikkati vermediğimiz için özür diliyoruz.
-Son olarak, genel olarak devrimci harekete ve özelde TKP/ML'ye vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Tüm yoldaşlara sadece devrimci selamlarımızı iletebiliriz. Selamın ötesinde enternasyonal alanda herhangi bir mesaj verme durumumuz yok. Enternasyonal alanda yoldaşları temin edebiliriz ki; gelecekte daha büyük bir rol oynayacak ve bu konuda çaba sarf edeceğiz. UHAB, ILPS ve DHDH gibi örgütler gücünü geliştirmeli ve küreselleşme karşıtı hareket içindeki herkesi bir kutup olarak etkilemelidir. Ne yazık ki, güçlerimizin noksanlığından kaynaklı tüm bunlarda önemli bir rol oynayamamaktayız. Sonuç olarak, TKP/ML'yle, özelde yıllar önce kurulan uzun ilişkilere sahibiz. Bizler, bunu gelecekte daha derin bir anlayış temelinde geliştirmek isteriz. Partimiz, güçlü bir şekilde proletarya enternasyonalizmini savunmaktadır. Bu yüzden dergilerimizde, yazılarımızda diğer ülkelerdeki hareketlerin geniş bir şekilde propagandasını yapmaktayız. Özelde ise Maoist hareketler üzerinde yoğunlaşmakta fakat aynı zamanda anti-emperyalist mücadeleler üzerinde de durmaktayız. Lütfen Türkiye'deki hareketiniz hakkında bize sürekli bilgi gönderin. Ülkeniz dünyada çok stratejik bir konuma sahip. Birçok anahtar medeniyetin geçiş yolunda, Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile temas halinde. Bizler Türkiye'deki Maoist hareketin dünya devrimi içindeki büyük önemini biliyoruz. Aynı şekilde, altında çalıştığınız büyük baskıcı koşullardan da haberdarız. Fakat eminiz ki, devrimci hareket ilerleyecektir. Lütfen, Türkiyeli tüm yoldaşlara devrimci selamlarımızı iletin. Teşekkür ederiz.

© 2004 İşçi-Köylü