|
Çatışma sonrası Dersim'de köylülere
baskı
2 Kasım 2004 tarihinde Dersim Merkez'e bağlı Turüşmek Köyünün Robaik Mezrası
yakınlarında MKP HKO ve TKP/ML TİKKO gerillaları ile çatışmaya giren TC'nin
kolluk güçleri 4 saat süren çatışmanın ardından Robaik Mezrasında oturan
Tayan ailesinin evini bastı. Köyde kalan 75 yaşındaki Ali Tayan ve 50
yaşındaki oğlu Kazım Tayan bütün gece evlerine karakol kuran kolluk güçlerinin
psikolojik ve fiziki işkencelerine maruz kaldı. Kazım Tayan ve Hüseyin
Tayan yaşadıklarını gazetemize anlatarak bu işin peşini bırakmayacaklarını
ifade etti.
Kazım Tayan: Kışın ben ve yaşlı babam köyde kalıyoruz. O gece saat 19:00
civarında silah sesleri duyduk. Çatışma başlamıştı. Yağmur gibi kurşun
yağıyordu her taraftan. Çatışma 3-4 saat sürdü. Saat 10:00 civarlarında,
araba sesleri geldi. Birisi kapıyı çalarak "ev halkı kimse yok mu"
diye bağırıyordu. "Kimsiniz, biz buradayız" diye cevap verdim.
"Biz askeriz" dedi. Kapıyı açtık. Üst rütbeli bir komutan vardı.
"Gelin buraya" dedi. Arabaya doğru yavaş yavaş gittim. Küfür
ederek "o... çocuğu teröristleri beslersin ha" dedi ve ağza
alınmayacak küfürleri sıralayarak "burada nasıl terörist beslersin…"
dedi. Ben terörist görmediğimi söyledim. Ondan sonra boynumun kökünden
tutarak samanlığın oraya götürdüler beni. El bombalarını içeri attılar.
Sonra içeriyi kontrol ettiler. Tabi birşey yoktu. Diğer samanlığın oraya
gittik, orayı da bombaladılar. Sonra evi aramaya döndüler. Evde 4 torba
patates 2 torba kuru soğan gördüler; "bunlar teröristlerin yiyeceğidir",
"stok yapmışlar" dediler. Ben onları satın aldığımı kışın babamla
köyde yalnız kaldığımızda başka yemek yapamadığımızı anlattım. Eve karakol
kurdular. Vitrine bayrak astılar. Sabaha kadar orada kaldılar. Bizi itip
kakmaya, hakaret etmeye devam ettiler. "Buraya gelenler kimlerdi"
diyerek isimler saymaya başladı. "Doktor kod adlı Ahmet Çimen'i tanıyor
musun, o teröristi vurduk" dedi. Ben kimseyi tanımadığımı söyledim.
Sabah oldu bizi dışarı çıkardılar. Bir astsubay geldi, evleri arayacaklarını,
onlarla gitmemi söyledi. Sonra beni alıp Jandarma'ya götürdüler. İki gün
de orada hakarete maruz kaldık. Savcılık bizi tutuklama kararıyla mahkemeye
sevk etti. Oradan bıraktılar. Biz bu işin peşini bırakmayacağız.
Hüseyin Tayan; Akşama doğruydu, işyerimi kapatıp eve gitmek üzereyken
babama telefon ettim. Aradığımda telefona abim çıktı ve "dışardan
silah sesleri geliyor" dedi. Ben de "dışarıya çıkmayın"
dedim. Sabah olunca tekrar aradım, kimse telefona çıkmıyordu, bu beni
tedirgin etti. Bunun üzerine köye gittik, gittiğimizde köy zırhlı araç
ve askerlerle dolmuştu. Çiçekli'ye doğru karakoldan kimlik kontrolü yapıldı.
Bir şey söylenmedi bize. Tekrar geri dönüp Tunceli'ye geldik. Jandarma
"biz de gelip seni ve ağabeylerini ifadeye çağıracaktık" dedi.
Beni nezarethaneye attılar, biraz kaldım, babam ve abimi de getirdiler.
Babam ve abim çok kötü durumda idiler. Abim ayağını topallıyordu. Babamı
hastaneye götürdük, ardından beni tekrar gözaltına aldılar.
Beni ifadeye çağırdılar. Bir odaya götürdüler. İki sivil şahıs bana soru
sordular. Cevap veriyordum, isimler sordular, ben de tanımıyorum dedim.
Bana küfür ettiler, ağır küfürler. Sordukça ben tanımıyorum dedikçe küfürler
artıyordu. Bana tükürüp "sen dağa gideceksin, sen içimizden daha
tehlikelisin, dağa gitme biz sana silah veririz" dediler. Askerlere
"götürün bunu yoksa gebertirim bu iti" dediler. İki gün boyunca
gözaltı sürdü. Bizi tekrar Sağlık Ocağı'na götürdüler ve oradan Merkez
Jandarma Karakolu'na götürüp sonra da Adliye Savcılığı'na götürdüler.
Savcı bizleri çağırdı. Sorular sordular. Ben cevap verdim. Bizi hakimliğe
gönderdi. Bizleri tutuksuz olarak serbest bıraktı.
Ben de olayın yerini öğrenmek için basınla birlikte köyümüze gittim. Gittiğimde
içler acısı bir tabloyla karşılaştım. Evlerimiz roketli ve silahlı saldırıya
uğramış. Askerler bizim giyecek elbiseleri, yiyeceklerimizi, halıları,
bulaşığı, yatakları hepsini yerlerde ayaklarıyla çiğnemiş. Çatışma yeri
ise köyden 200 metre uzaklıkta ormanlık alanda imiş, eve Türk bayrağı
asmışlar. "Siz teröristsiniz, siz devletin odununu yakamazsınız"
demişler abime.
(Malatya)
7'sinden 70'ine "Bu direniş, yıkımlar
durmadan bitmez!"
7 Kasım Pazartesi günü Aydos, Başıbüyük, Gülensu, Gülsuyu, Aydınevler,
Fındıklı mahallelerinden halkın oluşturduğu Yıkıma Karşı Halk Platformu
1000'e yakın kitle ile beraber geldikleri Büyükşehir Belediye binasının
önünde eylem yaptı. Otobüslerle çoluk çocuk, genç-yaşlı gelen ve evlerinin
emek sömürücülerine peşkeş çekilmesine ve barınma haklarının gasp edilmesine
karşı koyan halk, TC kolluk güçlerinin uzun süren ikna çabalarıyla Saraçhane
Parkı'na getirildi. Burada basın açıklaması yapan kitle adına konuşma
yapan sözcü şu an yürütülen sözde düzenleme planının bugüne kadar elektrik,
su, telefon döşenen, yollar yapılan gecekondu semtlerinin şimdi yıkılarak
buradaki halka sürgün, göç politikalarının dayatılmasının planı olduğunu
belirtti.
Kendilerinin de hayata dair bir plan istediklerini belirten sözcü, mahalle
sakinlerinin, muhtarların ve meslek odalarının katılımı ile bir dönüşüm
planı istediklerini, planın insana ve bilime dayanan sosyal dönüşümü öngörmesini,
yıkımlardan mağdur olanların sosyal konutlara yerleştirilmesini ve ailelerin
yeniden konut sahibi yapılmasını istediklerini söyledi ve "Buradan
yetkililere sesleniyoruz, bu plan değil talandır, yıkımdır. Buna izin
vermeyeceğiz. Yarından itibaren planın iptali için hukuki süreci başlatıyoruz.
Oylarımızı aldınız, evlerimizi alamayacaksınız."
Açıklamadan sonra seçilen bir heyet görüşme talebi ile giderek halktan
toplanan talep dilekçelerini belediyeye verdi.
Bu süre boyunca halaylar çeken halk sık sık "Okuluma, konduma, mahalleme
dokunma", "Direne direne kazanacağız", "Halkımız saflara
hesap sormaya", "Birlik mücadele zafer" sloganlarını attı.
Eylem sırasında halkın görüşlerini almak için onlara durumlarını sorduk.
Öncelikle kararlı olup olmadıklarını sorduk, cevapları "sonuna kadar
mücadele edeceğiz, onlar gecekonduları yıktılar; bir sürü can acısı. Demek
bu böyle olacak onlar bizden yıkacak biz de onları" oldu. Yetkililerin
yalan söylediğini belirten bir başka mahalleli de; "Dünya Bankası'ndan
2,5 milyon dolar para aldılar ama bizim mağduriyetimiz için değil, yıkım
yapılması için!. O söz basının önünde meseleyi kıvırmak için verilen bir
sözdü. Şimdi ne basın kaldı, ne de haliyle bir söz. Şimdi yaparsam yaparım,
yapmazsam yapmam mantığındalar. Türkiye'nin hali hızlı trene döndü, raylardan
ha çıktı ha çıkacak."
Eylemde bulunan bir genç de tepkisini; "Hangi barış, evleri nasıl
yıktılar hepimiz tanığız. Bu barış ne barışı?" diyerek gösterirken
evi yıkılan ve eskiden evinin olduğu yere kurduğu bir çadırda yaşamaya
başlayan bir başka kişi de; "Bunlar evleri yıkar inanırım, bizi evimizin
içine sabahın 6:30'unda gaz bombası atarak evden çıkardılar. 2500 öğrenci
okulun içindeyken okulun içine dahi gaz bombası attılar. O polislerin
bize yapmadığı işkence kalmadı. Küfürleri, copları kullanarak kadınlara
yapılan tacizler.... Ama umutlanmasınlar, o yerler bize kalmazsa onlara
hiç kalmaz. Aydos'ta gençler yıktı ortalığı, evleri yıktırmamak için."
Eylemin son bulmasına ve herkesin bir başka eyleme hazırlık için evine
gitmesine yakınlaşırken, konuşmalarımız ise sık sık "Aydos Direndi,
Biz de Direneceğiz", "Yıkıma Karşı Omuz Omuza" sloganları
ile bölünüyordu.
(İstanbul)
AYDOS'TAKİ SON GELİŞMELER
Günlerdir gündemde olan gecekondu sorunları "bir daha yıkım olmayacak"
yalanlarıyla geçiştirilmeye çalışılıyor. Daha yakın süreçte Alibeyköy,
Aydos yıkımla yüzyüze geldi. Aydos'ta belediye başkanı Erol Kaya "bir
daha yıkım olmayacak" diyerek halka yalan söylemeye devam etmekte.
Somut olan bir şey var, 1600 ev bu bölgede yıkılmaya çalışılacak. Arazileri
rantçılara satmış durumdalar. Evleri yıkılan 14 ev sahibi geceyi çadırlarda
geçiriyor ya da derme çatma tek göz odalarında kalıyorlar. Belediyenin
derdi yıkılan yerlerdeki molozları alıp ev sahiplerini mahalleden bir
an önce kendisinin belirlediği belediyeye ait çadırlara yerleştirmek.
Bunu yaparsa hiçbir hak talep edemeyecekler. Yalanda da olsa verilen hiçbir
söz yerine getirilmeyecek. Belediye ev sahiplerine Kartal Hapishanesi'nin
arkasında verdiği yerin kabasını yapıp öyle teslim edeceğini açıkladı
ama yıkımdan bu yana hiçbir somut adım atılmış değil. Çaresiz kalan ev
sahipleri belediye ile anlaşarak evleri birlikte yapacaklarına dair imzaları
teslim ettiler.
EVLERİMİZİ
YIKTIRMAYACAĞIZ
30 Ekim günü Gülensu mahallesinde yıkımlara karşı "evlerimizi yıktırmayacağız"
pankartı açılıp bir yürüyüş gerçekleştirildi. Haklar ve Özgürlükler Cephesi'nin
organize etmiş olduğu yürüyüşe Partizan okurları da destek verdi. Gülsuyu
Heykel'de yapılan basın açıklamasında; "İşbirlikçi AKP iktidarı emperyalizme
yaranabilmek ve uşaklık görevini en iyi şekilde yerine getirebilmek için
halkın emeğiyle ve kanıyla oynamaya devam ediyor. Bu süreçte çeşitli gecekondu
semtlerinde parça parça başlayan saldırı Yerel Yönetim Yasası'nın yürürlüğe
girmesiyle birlikte daha da yoğunlaşacaktır. Bir yandan panzerler, dozerler
ve gaz bombaları eşliğinde saldırılarla bir yandan da gecekondu semtlerine
hizmet vermeyerek ve gecekondu yapımlarına getirilen hapis cezalarıyla
halk sindirilmeye çalışılmaktadır. Bizler meşruluğumuzdan aldığımız güçle
halkımızı yıkıma karşı örgütlenmeye çağırıyoruz" denildi.
(Kartal)
Irak halkı yalnız değildir!
ABD emperyalizminin tonlarca bomba yağdırdığı Felluce dünya halklarına
yeni bir direniş sayfası açıyor. Yapılan katliamları lanetlemek ve Irak
halkına destek sunmak amacıyla ülkemizde de eylemler ve etkinlikler gerçekleştiriliyor.
ANKARA
13 Kasım günü saat 12:30'da Akay Caddesi'nde bir araya gelen işgal karşıtları
ABD emperyalizmine öfkelerini, direnen Irak halkına seslerini gönderdiler.
İHD Ankara Şube, ATO, KESK Ankara Şubeler Platformu, TMMOB Ankara İl Koordinasyonu,
Halkevleri, 78'liler Dayanışma Derneği, DİSK, Pir Sultan Abdal Kültür
Derneği, Divriği Kültür ve Dayanışma Derneği, DEHAP, EMEP, ÖDP, SDP Ankara
İl Örgütleri, 68'liler Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen eylemde
"Katil ABD Ortadoğu'dan Defol" pankartı açıldı. Akay Caddesi'nden
ABD Konsolosluğu'na kadar "Kahrolsun ABD emperyalizmi", "Katil
ABD, Ortadoğu'dan defol" sloganları atılarak, alkışlar ve ıslıklarla
yüründü. Polis barikatlarıyla karşılaşan kitle "Emekçiye değil, ABD'ye
barikat" sloganlarını attı. Kitle adına bir heyet Konsolosluk önüne
giderek siyah çelenk bıraktı. Yapılan basın açıklamasında "ABD'nin
kimyasal silah dahil, her şeyi kullandığı, AKP'nin işgale ortak olduğu"
belirtildi.
İZMİR
*Partizan, ÖMP, ESP, DHP, BDSP ve SDP son dönemlerde Felluce'de yaşanan
vahşete karşı direnen Felluce halkının onurlu direnişinin yanında olduklarını
belirterek tüm emekçi halkı emperyalizme karşı verilen onurlu direnişe
sahip olmaya çağırdı.
13 Kasım Cumartesi günü saat 14:00'de Konak Sümerbank önünde "Irak'ta
direniş kazanacak" pankartı ve "Katil ABD Ortadoğu'dan defol",
"Irak'ta, Filistin'de, Felluce'de direniş kazanacak", "Diren
Felluce seninleyiz" dövizlerinin açıldığı eylemde, basın açıklamasını
Partizan Dergisi'nden Erdinç Özbay okudu. Özbay "Felluce'de kan dökülüyor.
Katil ABD Felluce'ye kan kusturuyor. Felluce'de yangın var ve bu yangın
elbetteki işgalcileri yakacak. Tıpkı Filistin halkının siyonizme ve emperyalizme
karşı verdiği şanlı direniş gibi. Girdikleri gibi çıkacaklar; Felluce'den,
Irak'tan, Filistin'den arkalarına bile bakamayacaklar" dedi.
Sık sık "Katil ABD, Ortadoğu'dan defol", "Irak'ta Filistin'de,
Felluce'de direniş kazanacak", "Direnen halklar kazanacak",
"Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz" sloganları
atılırken kitle alkışlarla dağıldı.
*ABD'nin son günlerde Felluce'de yoğunlaştırdığı katliamları protesto
eden ESP ve SGD 11 Kasım 2004 tarihinde saat 14:00'te Sevgi Parkı'nda
toplanarak TAD (Türkiye Amerikan Derneği)'a doğru yürüyüşe geçtiler. "Direnişe
selam Felluce'ye bin selam" pankartının açıldığı ve halktan insanların
da alkışladığı eylemde TAD önüne gelen eylemciler burada yaptıkları açıklamayla
ABD'nin Felluce'ye saldırısını kınadılar. Eylemin sonunda kanı temsilen
kırmızı boya enjekte edilmiş yaklaşık 20 yumurtayı derneğe atan eylemciler
alkışlar ve sloganlarla eylemlerini bitirdiler.
Gençlik Gelecektir Dergisi basıldı;
19 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI
10 Kasım 2004 tarihinde Okmeydanı'nda bulunan Gençlik Gelecektir dergisi
sabah saat 06:00'da TMŞ polislerince basılarak 19 kişi gözaltına alındı.
Operasyon timlerinin Çevik Kuvvet desteğiyle baskın düzenlediği dergi
bürosunda demir kapısının balyozlarla kırarak, bina içerisine biber gazı
atarak içeride bulunanları 'etkisiz' hale getirmeye çalışan polis, mahallede
terör estirdi. Saldırı sırasından içeride bulunan öğrenciler "Baskılar
bizi yıldıramaz", "Öğrenciyiz haklıyız kazanacağız", "Sosyalist
basın susturulamaz" sloganlarını attılar. Polis, büroda bulunan bilgisayarlara,
kitap, film, müzik, arşiv CD'lerine, bina kapısında bulunan güvenlik kamerasına
el koyarak, 19 kişiyi döverek gözaltına aldı.
Gençlik Gelecektir dergisine yapılan bu saldırıyı protesto etmek için
11 Kasım 2004 tarihinde dergi bürosu önünde toplanan Irak'ta İşgale Hayır
Koordinasyonu bileşenleri devrimci ve sosyalist basına yönelik baskıların
hala devam ettiğini dile getirdi. Yaklaşık 80 kişi adına yapılan açıklamada
dergi bürosunun 1 Nisan'da da basıldığını ve o baskında tutuklanan çalışanların
10 Kasım'da yapılan baskında tekrar gözaltına alındığını ve halen gözaltında
tutularak hukuksuzluğun devam ettiğini vurguladı.
Irak'ta İşgale Hayır Koordinasyonu'nun açıklamasının ardından yine Gençlik
Gelecektir dergisinin basılmasını protesto etmek ve dergi çalışanlarının
serbest bırakılması için Sosyalist Gençlik Derneği, İstanbul Gençlik Derneği,
Öğrenci Koordinasyonu, Öğrenci Muhalefeti, Demokratik Gençlik Hareketi,
Devrimci Hareket, Emekçi Hareket Partisi, Kaldıraç okurları ve Yeni Demokrat
Gençlik de bir basın açıklaması yaptı.
Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü'nde ülkücü faşistlerin ÖGB ve polis
destekli saldırısının bu saldırılara verilecek son örnek olduğu dile getirilen
açıklamada "6 Kasım'da İstanbul'da, İzmir'de, Ankara'da öğrencilerin
meşru mücadelesi, yasadışı polis müdahaleleriyle engellenmeye çalışıldı.
Tüm bu baskılar gençliğin eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim; eşit
ve özgür bir dünya özlemini ve mücadelesini boğmadı, boğamayacak. Direnişimiz
ve mücadelemiz haklı ve meşrudur. Biz kazanacağız" denildi. Basın
metninin okunmasının ardından Alibeyköy ve Küçükarmutlu'daki yıkım görüntülerini
andıran dergi bürosu kitleye gösterilerek alkış ve sloganlarla açıklamaya
son verildi. (İstanbul)
ÖZEL HAREKAT TİMLERİ TERÖR ESTİRİYOR
Gerillayı halksız, halkı desteksiz bırakmak isteyen faşist TC halk üzerinde
terör estirmeye devam ediyor. Dersim Merkez'de başlatılan operasyonları
fırsat bilen Özel Harekat Timleri adeta sağa sola rastgele ateş ediyor.
7 Kasım 2004 tarihinde kışlık odun hazırlamak için Babaocağı köyü yakınlarında
odun kesen 2 kardeş yol kenarından geçen sivil gri bir jipte bulunan 3
kişi tarafından kurşun yağmuruna tutuldu. Gençlerin "biz köydeniz,
köylüyüz" söylemlerine rağmen ateş etmeye devam eden Özel Harekat
Timleri büyük olan kardeşi sağ dizinden vururken, köydeki evlerin arkasına
saklanan kardeşleri oradan alarak Karşılar Karakolu'na götürdü. Saat 16:00'dan
23:00'e kadar karakolda işkence ve hakarete maruz kalan iki kardeşten
yaralı olanı Tunceli Devlet Hastanesi'ne götürülürken, diğer kardeş serbest
bırakıldı. 9 Kasım günü hastaneden alınarak mahkemeye çıkarılan genç,
gerillaya yardım ve yataklık yaptığı, lojistik yardım sağladığı gerekçesiyle
tutuklanarak Tunceli Hapishanesi'ne konuldu. (Malatya)
UCUZ ULAŞIM İSTİYORUZ
Mersin'de şehir içi ulaşım ücretinin 500 bin liradan 700 bin liraya çıkarılmasının
ardından Mersin Üniversitesi öğrencileri ulaşım ücretine yapılan zammın
geri çekilmesi amacıyla imza kampanyası başlattı. Öğrenciler daha sonra
3 Kasım 2004 tarihinde saat 13:00'de Taşbina önünde yaptıkları bir basın
açıklamasıyla, hem zammı protesto etti hem de topladıkları yaklaşık 3000
imzayı Büyükşehir Belediye Başkanı'na teslim etti. Yapılan açıklamada
grup adına konuşan bir öğrenci "Bizler üniversite öğrencileri olarak
dayatılan eğitim masraflarının dışında yaşadığımız kent koşullarında farklı
zorunlu giderlerle de karşı karşıyayız. Bunlardan biri de ulaşım ücretidir.
Her gün evimizden okula gidip gelirken şehir içi ulaşım araçlarını kullanmak
zorundayız. Bu nedenle ulaşım araçlarına yapılan zam artışını bizler açısından
ciddi sıkıntı oluşturmayacak bir fiyata düşürülmesini talep ediyor ve
Mersin halkının bu olaya karşı duyarlı olmasını istiyoruz" dedi.
Yapılan açıklamanın ardından öğrenciler "Ucuz ulaşım istiyoruz",
"Öğrenciyiz, haklıyız, kazanacağız" sloganlarını attı ve imzaları
Büyükşehir Belediye Başkanı'na teslim etti. (Mersin)
MALTEPE PSAKD AÇILDI
30 Ekim günü Maltepe Pirsultan Abdal Kültür Derneği'nin (PSAKD) açılışı
yapıldı. Açılış özgürlük ve demokrasi mücadelesinde sehit düşenler adına
yapılan saygı duruşuyla başladı. Açılış etkinliğinde Grup Yorum, Grup
Devran, Nurettin Güleç sahne alırken Kadıköy PSAKD semah ekibi de yapmış
olduğu semah gösterisiyle etkinliğe renk kattı. Maltepe PSAKD Başkanı
Sinan Erdem yapmış olduğu konuşmada Pir Sultan'ın zalimin zulmüne karşı
başkaldırının simgesi olduğunu vurguladı. "Bu süreçte emekçi semtlerinin
yıkılması ve bu yerlerin sermayeye peşkeş çekilmesi gündemde, hapishaneler
boyutuyla siyasi tutsaklara tek tip elbise, zorunlu çalıştırma ve zorunlu
eğitim gündemde. Bizler emekçiler olarak zalimlerin bu saldırılarına karşı
Pir Sultan Abdal'ın başkaldırı ruhunu sahiplenmeliyiz" dedi. Çeşitli
köy ve yöre derneklerinin göndermiş olduğu mesajların yanında, Partizan,
HÖC, BDSP gibi devrimci kurumların göndermiş olduğu mesajlarda açılış
etkinliğinde okundu. (Kartal)
Tecrite, F Tipine, Ceza İnfaz Yasası'na
karşı
HER PAZAR GALATASARAY ÖNÜNDEYİZ!
Tecrit ve Yeni Ceza İnfaz Yasası Karşıtı Birlik 7 Kasım Pazar günü saat
12:00'de İstiklal Caddesi Galatasaray Postanesi önünde tekrar biraraya
geldi. İki aydır düzenli olarak Galatasaray Postanesi önünde buluşan birlik
bileşenleri tasarıya karşı seslerini halka duyurarak kamuoyu oluşturmayı
amaçlıyor.
Kitle adına yapılan açıklamada yaşama geçirilmek istenen ve uygulamaları
çok öncesinden başlayan yasanın tecrit işkencesini perçinlediği, zorunlu
çalıştırma ve ağırlaştırılmış tecrit koşullarıyla kişinin kendi öz kimliğinin
kırılmaya çalışıldığı belirtilerek kısa süre önce koşulları daha ağırlaştırmak
ve psikolojik baskıyı perçinlemek için Tekirdağ ve Sincan F tipi zindanlarında
"havalandırmalara dikenli, jiletli, rulo tel çekme" uygulamasının
devreye sokulduğu söylendi.
Bir gün önce yapılan YÖK protestosuna da değinen Birlik hayatın hiçbir
noktasında tek tipleştirmeye müsaade vermeyeceklerini belirtti. Bu sırada
kitle 5 dakikalık oturma eylemi yaparak alkışlarıyla çevredeki herkesin
ilgisini çekti.
Konuşmanın ardından coşkusu artan kitle "Baskılar bizi yıldıramaz,
bir iki üç daha fazla Kızılay daha fazla direniş" sloganlarını attı.
Sloganların ardından söz alan bir YDG'li okuduğu basın metninde Kızılay'da
en demokratik taleplerine karşı polisin saldırganlığından fakat buna karşı
kitlenin kararlılığından bahsederek "Tüm bu azgın saldırılar karşısında
yılmayacağız. Kızılay Meydanı halkındır, meydanlar halkındır, halka kapatılamaz.
Meşruluğumuzun verdiği güçle baskılar bizi yıldıramaz" dedi.
Kitle konuşmanın ardından sık sık üniversite gençliğinin taleplerini alanlara
taşıyan sloganları attı. En son konuşma yapan Güzel Ana tekrar zindanlarda
devreye sokulan uygulamalara değinerek "Hak ararsan zulüm biter,
aramazsan da zulüm her yerdedir. Benim F tipinde çocuğum var; yalnız bir
değil binlerce çocuğum var. Çocuğum hasta ve hastaneye götürmüyorlar.
Havalandırmalar jiletli tellerle kapatılmış. Paylaşılacak bir lokma yiyecekten
bile korkuyorlar. Elbet korkuyorlar... Korksunlar çünkü yıkılacaklar"
dedi. Güzel Ana'nın konuşmasının ardından sloganlar atan kitleye çevredeki
halktan da destek geldi.
*Her Pazar olduğu gibi 14 Kasım Pazar günü de Galatasaray Lisesi'nin önünde
Tecrit ve Yeni Ceza İnfaz Yasası Karşıtı Birlik eylem yaptı. Bu sefer
Kartal Tecrit ve İnfaz Yasası Karşıtı Birlik de eyleme destek vermek için
Taksim'deydi.
"Devrimci irade teslim alınamaz" sloganları eşliğinde başlayan
eylemde yapılan açıklamada TCK'daki değişikliğin AB için gelen bir lütuf
değil bir saldırı olduğunu ve yeni yasayla zindanların daha da çekilmez
hale geleceği belirtilerek "Biz Tecrit ve Yeni Ceza İnfaz Yasası
Karşıtı Birlik olarak tecrit ve izolasyon ortadan kaldırılıncaya kadar
hapishaneler üzerinden tüm toplumsal dinamiklere yöneltilen bu saldırı
politikalarını teşhir etmeye devam edeceğiz" denildi. Ardından Kartal'daki
birlik adına açıklama yapılarak baskıların ve işkencelerin bu sesi kısamayacakları
söylendi.
Açıklamaların ardından hazırladıkları orta oyununu oynayan Tohum Kültür
Merkezi Tiyatro Ekibi bu oyunla tecritin ve bu işkencenin dışardaki destekle
son bulacağını anlattı. Oyunun bitişinde "İçerde dışarda hücreleri
parçala" sloganını atan oyunculara kitle de katıldı. Eylem birliğin
hazırladığı bildirilerin İstiklal Caddesi'nde dağıtılmasıyla sona erdi.
(İstanbul)
TUYAB baskıları protesto etti
12 Kasım 2004'te Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen TUYAB'lı (Tutuklu
ve Hükümlü Yakınları Birliği) aileler Kandıra F Tipi Hapishanesi'nde 29
Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle yapılması gereken açık görüşün engellenmesini
ve devam eden baskıcı uygulamaları protesto ettiler.
Saat 12:00'de bir araya gelen TUYAB'lı aileler adına basın açıklamasını
okuyan Kader Özdemir bayramda yapılması gereken açık görüşe usulsüz bir
şekilde askerlerin girmesiyle açık görüşün yarıda kesildiğini, tutsakların
mahkemeye getirilirken ring araçlarında kaba dayak ve işkenceye maruz
kaldığını, Kandıra ve Sincan F Tipi'nde havalandırmaların üstüne tel örgü
çekilerek tutsakların gökyüzünü görmekten bile tecrit edilmek istendiğini
belirterek; bu baskıcı uygulamaları protesto ettiklerini, Yeni Ceza İnfaz
Yasası'nın çıkmasıyla birlikte bu baskıcı uygulamaların hepten artacağını
ve TUYAB olarak buna izin vermeyeceklerini belirtti.
TUYAB pankartının ve uygulamaları protesto eden çeşitli dövizlerin açıldığı
basın açıklaması slogan ve alkışlarla son buldu. (İstanbul)
İşkencecilerin serbest kalması kimi
şaşırtabilir?
Sendikacı Süleyman Yeter 1997 yılında gözaltına alındığı sırada işkence
gördüğü için mahkemeye başvurmuş bu olaydan iki yıl sonra yeniden gözaltına
alındıktan iki gün sonra ise cenazesi ailesine teslim edilmişti! Yeter'in
ölüm nedeninin işkence olduğu Adli Tıp raporuyla belirlenince İstanbul
6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde polis Mehmet Yutar, Erol Erşan ve halen kırmızı
bültenle aranan (!) polis Ahmet Okuducu hakkında dava açılmıştı. Avukatların
yargılama boyunca dile getirdiği, soruşturmanın yüzeysel olduğu, dönemin
Emniyet Müdürü Hasan Özdemir, Terörle Mücadele Şube Müdürü ve Emniyet
Müdür Yardımcısı hakkında da soruşturma açılması talepleri ise dikkate
alınmamıştı.
Sanıklardan Ahmet Okuducu'nun hiç "yakalanamadığı" dava, 1 Nisan
2003'te karara bağlanmıştı. Mahkeme polisler Mehmet Yutar ve aranan Ahmet
Okuducu'yu Yeter'e işkence yaparak ölüme sebeb olmaktan suçlu bulmuştu.
Ancak mahkemenin Mehmet Yutar'a verdiği "kastı aşarak adam öldürme"
cezasının karşılığı olan 10 yıl ağır hapis cezası sonradan kırpıla kırpıla
4 yıl 2 ay ağır hapis cezası olarak belirlenmişti.
Bu ceza Yeter'in ailesi ve avukatları tarafından "ödül gibi ceza"
denilerek eleştirilmişti. Ki, bu ülkede ufacık çocuklara bile hırsızlık
yapma suçundan onlarca yıl veren devlet, kendi işkencecilerini korumuştu.
Yoksulların, kimsesizlerin kimsesi olmayı hedefledeğini söyleyen Cumhuriyet'in
hali budur. Hortumculara, işkencecilere, mafyaya herşey mübah ama yoksula,
emekçiye, hakkını arayanlara sıra geldi mi gelsin gocuklu celep!
Mahkeme kararı, müdahiller ve İstanbul Başsavcılığı'nca temyiz edilmiş,
Yargıtay Başsavcılığı da karara bozma istemişti. Ancak mahkemenin kararı
oybirliğiyle onanmıştı.
Süleyman Yeter'in ailesi ve avukatlarının soruşturmanın genişletilmesi
ve diğer sorumluların da davaya dahil edilmesi ve iyi hal indiriminden
vazgeçilmesi yönündeki istemlerini de reddeden Yargıtay davaya son noktayı
koydu.
11 Kasım'da İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya tutuksuz yargılanan
sanıklardan hiçbiri katılmazken müdahil vekiller Avukat Gülizar Tuncer,
Avukat Ercan Kanar duruşmada hazır bulundu. Zamanaşımı hakkında görüşü
sorulan Cumhuriyet Savcısı Fethi Türkmen, suç tarihinin 6 Mart 1997 olduğunu,
suç tarihindeki cezanın miktarı nazara alındığında 7 yıl 6 aylık sürenin
geçtiğini belirtti. Ancak sanıkların savunmalarının alındığı 8 Mayıs 1998
tarihi dikkate alındığında zamanaşımı süresinin dolmadığını ifade ederek
konuyu mahkemenin takdirine bıraktı. Mahkeme de zamanaşımı süresinin dolduğunu
belirterek davanın ortadan kaldırılmasına karar verdi!
Bazıları AB'ye uyum yasalarının "uygulanmadığından" şikayetçi
olarak sorunun çözüm yolunu gösterseler de, işkence sistemin temel politikalarından
biridir ve bu yöntem kimi zaman yoğunlaşarak kimi zaman kılıf değiştirerek
sürüp gidecektir. Bugün F tipi Hapishaneleri onaylayan AB, tecritin hem
fiziki hem de psikolojik pekçok işkenceye neden olduğunu bilmemekte midir?
İşkencecilerin hesabını gene en çok korktukları güç görecektir, halkın
adaleti gecikmiş olan ya da hiç olmayan adaleti uygulayan güç olacaktır.
İzmir'de tecrit karşıtı sesler yükseliyor!
'Gökyüzü'ne uzanan
insanlık ayıbı
İnfaz Yasası geri çekilsin!
İzmir Tecrit Karşıtı Birlik her Cumartesi günü Kemeraltı Girişi'nde yaptığı
eylemlere devam ediyor.
6 Kasım Cumartesi saat 11:30'da biraraya gelen Birlik bileşenleri, yaptıkları
basın açıklamasıyla İnfaz Yasası'nın tutuklu ve hükümlülere "iyileştirme"
getirmeyeceği aksine bu yasayla birlikte insani haklarına saldırıldığının
vurgusu yapıldı. Bu sorunun yalnızca tutsakların değil herkesin sorunu
olduğu belirtilerek içerde tutsaklara, dışarda emekçi halka yönelik tüm
saldırılara karşı herkese duyarlılık çağrısı yapıldı. Eylem "İçerde
dışarda hücreleri parçala", "Tek tip insan olmayacağız",
"Faşizme karşı omuz omuza" vb. sloganlarla son buldu.
12 Kasım Cumartesi günü biraraya gelen Tecrit Karşıtı Birlik, Ceza İnfaz
Yasası'nı ve Felluce'de yaşanan katliamı protesto etti. Birlik imzalı
"Ceza İnfaz Yasası geri çekilsin" pankartı açan ve Felluce'de
yaşanan vahşeti anlatan resimlerden oluşan bir başka pankartla birlikte
kitle "Yaşasın halkların kardeşliği", "Katil ABD Ortadoğu'dan
defol", "Zindanlar boşalsın tutsaklara özgürlük", "İnfaz
Yasası geri çekilsin" sloganlarını attı. Kemeraltı Girişi'nde eyleme
başlayan kitle adına açıklamayı ESP'li Aslı Bingöl yaptı. Bingöl; düşüncelerinden-kişiliklerinden
vazgeçmesi istenen, sosyal varlığı gözardı edilen tutuklu-hükümlüler bu
yasayla 'hasta' sayılarak 'tedavi' edilecek. Tedavi edeceklerin ve tedavi
merkezlerinin açıklanmadığı bu tasarı bize Ulucanlar, Burdur, Diyarbakır,
Buca'yı hatırlayınca "tedavi" yöntemleri hakkında kaygı duymamızın
çok somut nedenlere dayandığını ispat ediyor" dedi. Kitle açıklamanın
ardından sloganlarla dağıldı.
Aydın ve
sanatçılardan açıklama
2 Kasım 2004 tarihinde İzmirli Aydın ve Sanatçılar Konak Belediyesi'ne
bağlı Kültür Merkezi'nde yaptıkları basın açıklamasıyla Yeni Ceza İnfaz
Yasası'na karşı tüm sanatçıları dayanışmaya çağırdı.
Aydın ve Sanatçılar İnisiyatifi adına Namık Kuyumcu, Hayri Yetik, Hasan
Özkılınç, Dinçer Sezgin, Haluk Işık, Reyhan Abacıoğlu, Feriha Tuğran,
Atilla Er, Ali Asker, Murat Altın, Lale Temelkuran, Erol Özdayı basına
yaptıkları açıklamada, bu yasanın anti-demokratik ve insan haklarına aykırı
olduğunu belirterek "Bu tasarıyla mahkumlar Nazi Kampları'ndaki savaş
esirlerini aratmayacak koşullarda yaşamaya zorunlu bırakılmaktadır"
dediler ve demokratik kurumları, 'ben insanım, insan hakları var, bu hakları
korumak ve geliştirmek ellerimizde' diyenleri çözüm ve adalet için katkı
sunmaya, desteklemeye çağırdılar.
İzmir İHD'den eylem
İHD İzmir Şubesi 5 Kasım 2004 tarihinde Kemeraltı Girişi'nde yaptığı basın
açıklamasıyla İnfaz Yasası'nın geri çekilmesini istedi,
Saat 13:00'de Kemeraltı Girişi'nde bir araya gelen İHD üyeleri adına açıklama
yapan İHD İzmir Şube Başkanı Mustafa Rollas "Cezaevlerinde toplama
kampı mantığını geliştirmeye çalışan, tutuklu/hükümlülerin iradeleri dışında
çalıştırmaya, eğitmeyi, tek tipleştirmeye ve demokratik tepki, savunma,
haberleşme, bilgilenme, sosyal ve kültürel hizmetlerden yoksun kılarak
'iyileştirme'ye çalışan bu yasa tasarısının geri çekilmesini talep ediyoruz"
dedi.
İHD üyeleri sık sık "İnfaz Yasası geri çekilsin", "İnsanlık
onuru işkenceyi yenecek", "Tek tip insan olmayacağız" sloganlarını
attı. (İzmir)
TECRİTE VE YENİ YASAYA HAYIR!
6 Kasım günü saat 15:00'de Bursa'da Çiçekçiler Pasajı'nda toplanan kitle
"Tecrit ve Yeni Ceza İnfaz Yasası'na hayır" pankartı ve "Tek
tip elbiseye hayır" önlüklerini giyerek yasanın geri çekilmesini
istedi. Açıklamayı İHD adına Yönetim Kurulu Üyesi Burcu Gümüş okudu. Gümüş
"Başta devrimci tutsakları tek tipleştirmeyi amaçlayan, tredmanın
bir başka uygulaması olan tek tip elbisenin kabul edilmesi mümkün değildir.
12 Eylül döneminde gündeme getirilen uygulamayı istiklal marşı okutma,
askeri eğitim vb. uygulamalar tamamlıyordu. Aynı zihniyet bugün de geçerlidir.
Tüm bu ve benzeri insanlık dışı uygulamaları yasallaştıracak Ceza İnfaz
Kanunu kabul edilemez. Bizler hapishanelerdeki tutsakların insanca yaşamalarına
el verecek şekilde düzenlenmesini istiyoruz. Eğer bu yasa hayata geçirilirse
19 Aralık'taki gibi bir katliamın yolu açılacaktır. Tüm kamuoyunu duyarlı
olmaya çağırıyor, saldırının tüm topluma olduğunun bilinmesini istiyoruz"
dedi.
Basın açıklamasının ardından kitle 15 dakika oturma eylemi, alkış ve sloganlarla
bu anti-demokratik yasa tasarısının geri çekilmesini istedi. (Bursa)
HÖC'den tecrit protestoları
Hapishanelerde süren Ölüm Oruçlarına dikkat çekmek isteyen ve Yeni Ceza
İnfaz Yasası'nı protesto eden HÖC, 11 Kasım 2004 tarihinde saat 13:00'te
AKP Konak İlçe binası önünde yaptığı eylemle AKP'yi kınadı. HÖC pankartı
açan kitle sık sık "Yaşasın ÖO direnişimiz", "Katil devlet
hesap verecek", "Kahramanlar ölmez halk yenilmez" vb. sloganlar
atarken kitle adına bir basın metni okundu. Okunan metinde AKP hükümetinin
politikaları eleştirilirken, açıklamanın ardından hapishanelerde tutsakların
ölümünde payı olan AKP'nin önüne temsili kan döküldü. Yoğun polis ablukası
altında yapılan eylemde flamalar açılırken eyleme Partizan ve DHP de destek
verdi. (İzmir)
HÖC'TEN
TECRİT PROTESTOSU
Haklar ve Özgürlükler Cephesi (HÖC), 8 Kasım günü AB Türkiye temsilciliği
önünde bir basın açıklaması yaparak tecrit uygulamalarını dile getirdi.
"Tecrite karşı büyük direnişin 5. yılında hücreleri yıkalım"
pankartı açan kitle "Yaşasın Ölüm Orucu direnişimiz", "Sonuna,
sonsuza, sonuncumuza kadar" sloganlarını attı. HÖC adına basın açıklamasını
okuyan Nurcan Temel; AB'nin F tipi hapishanelerde yaşanan katliamların,
117 ölümün baş sorumlularından biri olduğunu dile getirdi. (Ankara)
HÖC VE ESP'DEN
AÇLIK GREVİ
İzmir Menemen DEHAP ilçe binasında biraraya gelen bir grup ESP'li devletin
çıkarmayı tasarladığı Ceza İnfaz Yasası'nı protesto etmek için açlık grevi
yaptı. 3 Kasım 2004 tarihinde başlayan açlık grevi 7 Kasım tarihinde sona
erdi. ESP yaptığı açıklamayla "gerçekleştireceğimiz eyleme, insan
olmanın sorumluluğuyla herkesin duyarlılığını bekliyoruz" dedi.
HÖC ise 12 Kasım tarihinde Buca Forbest Caddesi önünde yaptığı açıklamayla
açlık grevini başlattı. Gazetemiz yayına hazırlanırken süren eylemin 3
gün devam edeceği belirtildi. HÖC yaptığı açıklamayla 117 kişinin şehit
düştüğü, 600 kişinin sakat kaldığı F Tipi ve tecrit sorununa karşı herkesi
duyarlı olmaya çağırdı. (İzmir)
1 Nisan davasında 19 tahliye
1 Nisan 2004 tarihinde 4 ülkede eşzamanlı olarak DHKP-C operasyonu adı
altında devrimci sosyalist basın, demokratik kitle örgütleri basılmış,
82 kişi gözaltına alınmış ve içlerinden 64 kişi tutuklanmıştı. Mahkemenin
ilk duruşması 'yargılananların' sayı fazlalığı gerekçe gösterilerek 4
ayrı güne dağıtılmıştı. Tutuklananların tamamının dinlendiği duruşmaların
sonunda 5 Kasım 2004 tarihinde İstanbul Adliyesi 12. Ağır Ceza Mahkemesinde
görülen duruşmanın son bölümünde 19 kişi tahliye edildi.
9 saat süren mahkeme gece geç vakitlere kadar sürerken, yapılan operasyonun
hukuksuzluğunu gözler önüne sermek ve tutsaklara destek vermek için mahkeme
önünde Haklar ve Özgürlükler Cephesi, Irak'ta İşgale Hayır Koordinasyonu
ve Mücadele Birliği okurları toplanarak basın açıklaması yaptı. "Devlet
terörüne son", "Sosyalist basın susturulamaz", "Sahte
belgelerle tutuklananlar serbest bırakılsın" yazılı dövizleri taşıyan
grubun açıklama yapmasına izin vermek istemeyen çevik kuvvet ve eylemciler
arasında çıkan gerginlik sonucu grup çevik kuvveti taşladı. Gerginliğin
sona ermesiyle yapılan açıklamada gözaltına alınıp tutuklananların derhal
serbest bırakılması istendi. "Adalet istiyoruz" pankartının
açıldığı eylemde "Adalet istiyoruz", "Komploları boşa çıkaracağız",
"Tutuklananlar serbest bırakılsın" vb. sloganlar atıldı. (İstanbul)
|