Özgür Gelecek Yolunda

İşçi

 Anasayfa

 Duyurular

 Arşiv

 İletişim

 Linkler

İşçi-köylü'den

Sınıfsal Yaklaşım

Pusula

Evrensel Bakış

Emekçinin Gündemi

 

umutyayimcilik@ttnet.net.tr

umutyayincilik@hotmail.com

 

ARŞİV

YDG

PARTİZAN

   

Sularımız da özelleştiriliyor;

Artık her şey sudan ucuz!
 

“Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim” diyen “kabadayı” Başbakan ve AKP ülkeyi satmaya devam ediyor. Fabrikaları, tarım arazilerini, limanları, ormanları dağları, ovaları, emperyalist tekellere satan AKP, hızını alamamış olacak ki şimdi de suyu satıyor. Gelinen aşamada ülkemiz açısından can alıcı bir noktada duran akarsu ve göletlerin özelleştirilerek sermaye tekellerinin rant kapısı haline getirilmesi, özelleştirme saldırısının boyutlarının ne kadar kapsamlı olduğunu da gösteriyor. Aylardır gizliden gizliye Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından yürütülen bir çalışmayla Türkiye’deki akarsuların, havzaların ve göletlerin Yap-İşlet-Devret modeli ile 49 yıla varan süreler içerisinde tekellere peşkeş çekilmesi, beraberinde yaratacağı sorunlarla birlikte yaşadığımız su sorununu daha da derinleştirecektir. Yap-İşlet-Devret modeli bilindiği gibi, kamuya ait malların özel sektöre belli süreler içinde devredilmesini ve özel sektörün kamuya ait malları belli bir süreliğine işletmesi sonra da devretmesini öngörüyor. Ama ülkemizde süreç hiç de bu şekilde gelişmiyor. Liman ve köprülerde örneğine rastladığımız gibi, bu model kamu alanlarının yeni yeni sermaye gruplarına sürekli devredilmesi ile kendini tekrar eden bir durum yaratıyor. Böyle adlandırılması yapılan işe bir kılıf olmaktan öteye gidemiyor.

 

IMF ve AB talimatı; “Suyu özelleştirin!”

Akarsu ve göletlerin özelleştirilmesi projesinin, IMF’ye verilen taahhütler sonucu gündeme getirilmiş olması, 10 Mart 2000 tarihinde Dünya Bankası’na sunulan 29 maddelik mektubun ardından 8. planda yer alması ve uluslararası finans kuruluşları tarafından ödenen tam 12 IMF kredisinde suyun özelleştirilme koşulunun olması, su kaynaklarını özelleştirmenin adımlarının daha eskilere ve de emperyalizmin talimatlarına dayandığını gösteriyor.
Adına “küresel ısınma” dedikleri ama esasta emperyalistlerin doğayı tahrip etmesinin bir sonucu olarak dünyamızın ısınması ve doğa dengelerinin alt üst olmasından dolayı “su sorunu” dünyamızın başlıca sorunlarından biri haline gelmiştir. Öyle ki dünya çapında yayın yapan Fortune dergisi ve sermaye stratejistleri Mayıs 2000 tarihli sayısında “Su endüstrisinin küresel trendi” ile ilgili olarak yaptığı, “20. yüzyılda petrol, devletler ve şirketler için ne ifade ettiyse 21. yüzyılda da ulusların varlık düzeyini belirleyecek, değerli bir meta olan su aynı değerde olacaktır” değerlendirmesi ile kendi cephelerinden suyun önemini kendi sınıfsal çıkarlarına uygun olarak böyle vurguluyorlar.

 

Yoksullar suya ulaşamıyor!

Bugün başta Afrika ve Asya kıtası olmak üzere 1.1 milyar insan güvenli temiz içme suyundan, 2.4 milyar insan ise güvenli bir içme suyu arıtma hizmetinden yoksun bir şekilde yaşamakta; Afrika ve Asya’nın yanı sıra bu sorunun yaşandığı bölgelere yeni bölgeler eklenmektedir. Suyun özelleştirilmesi dünyanın birçok yerinde halkın suya ulaşımını zorlaştırmış, kentlerde ve kırda milyarlarca insanı yıkımla yüz yüze bırakmıştır. Örneğin Dünya Bankası’nın 2000’li yıllarda yürüttüğü politikalar sonucunda, Gana’da su ücretleri yüzde 95 yükseldi. Hindistan’da aile bütçesinin yüzde 25’i su faturalarına gitmeye başladı. Halkın su faturalarının altında ezildiği ve ücretlerinin yarısına yakınının gasp edildiği Filipinler’de yüzde 400 ve Bolivya’da yüzde 300 fiyat artışları yaşandı. Bu örnekleri daha da artırmak mümkün.
Ülkemizde de bir yıl öncesinden yağışların yeterli düzeyde olmamasından dolayı burjuva-feodal medyada yoğun bir şekilde işlenen kuraklık ve susuz günlerin yaşanacağına dair propagandalar Beyşehir gibi göllerin kuruması ile tarım alanlarında yarattığı tahribatlar son olarak Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerde su kesintileri ile su kaynakları üzerinde oynanan oyunlar doruğa çıkarıldı. Çalışmalarına seçim sürecinin çok öncesinden başlanan akarsu ve göletlerin özelleştirilmesi planları özellikle gizlenerek seçim sonrasına bırakıldı. Ve şimdi gündeme getirildi. Su, halkın ortak malı iken, gelinen aşamada akarsu havza ve göletlerin özelleştirilme ile kırda kentte yıkıcı sonuçlar doğuracaktır. Özellikle GAP; Kızılırmak, Fırat, Dicle gibi tarımsal sulama alanlarında taşıdığı hayati önem düşünüldüğünde bunların tekellerin serbest piyasa koşullarına bırakılması ile ciddi bir tahribat ve yıkımı da beraberinde getireceği görülür.

 

Burjuvazi ise su içinde yüzüyor

Egemenler su üzerinde oynanan oyunları perdelemek için; faturayı halkımıza kesmek istemektedir. Aylardır medyada halkın su kullanımına dönük belediyeler ve DSİ tarafından yapılan suyu tasarruflu kullanma çağrıları, halı ve araba yıkayanlara yönelik hayata geçen yaptırımlar gündemde. Halkımıza yönelik diş fırçalarken, tuvalette ne kadar su kullanılacağına dair çağrılar yapılırken öte yandan egemen sınıfların harcadığı su miktarlarına hiç değinilmemekte, halkımız suçlu gibi gösterilmektedir. Burjuva-feodal medyanın satılık kalemleri “bu halk adam olmaz” diye hizmet ettikleri sınıfı alçakça gözden uzak tutmaya çalışıyor. Oysa ki emekçi semtlerde su kesintileri bu bahane ile yapılıp suya zam paketleri bizzat belediye başkanları tarafından hazırlanırken, villalarda günü birlik değiştirilen havuz suları, gösterişten ibaret olan suni şelaleler, beş yıldızlı otellerde müşterileri eğlendirmek adına alabildiğine çeşitlilikte kullanılan tonlarca suya dair tek kelime edilmiyor. Yine Konya’da, Çukurova’da yeterli su “olmaması”ndan kaynaklı köylüler tarım ürünlerinde zarar ederken hemen yanı başındaki Antalya vb. turistik merkezlerde zenginlerin eğlenmeleri için yapılan binlerce dönümlük golf sahalarında her gün milyonlarca metreküp temiz, içilebilir su kullanılmaktadır. Bu tablo içinde bakıldığında yaşanan su kesintilerinin, “kuraklığın” esas nedeninin su yetersizliğinden kaynaklı değil özellikle su hizmetlerini halka ulaştırmaması ile yaratılan rant ortamıdır.

 

Sonuç olarak;

Hayatımızı kurak bir cehenneme çevirmek isteyen özelleştirme saldırısına karşı bugünden karşı koymak, geleceğimizi emperyalist tekellerin insafına bırakmamak için bu saldırıya dur demeliyiz. Bu tüm yoksul halkın ortak sorunudur. Sorunumuza sahip çıkalım.
 

Görüş

Dünyada ve ülkemizde su kaynakları üzerinde oynanan oyunların arka planını öğrenmek üzere Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Eylem Tuncaelli ile görüştük. Tuncaelli; Bir yandan suların tükendiğine dair propaganda yapılırken öte yandan suların özelleştirilmesinin arasındaki çelişkiye dikkat çekiyor.
-1990’lı yıllardan beri su özelleştiriliyor. İngiltere, Fransa, Filipinler, Jamaika’da IMF ve DB’nin politikaları doğrultusunda akarsular özelleştiriliyor. Doğal su kaynaklarının yüzde 85’i yüzde 15 tarafından yönetiliyor. Suyun özelleştirilmesinden sonra Fransa’da su fiyatları yüzde 35 oranında arttı. Yine aynı ülkede temiz suya ulaşılamadığı için kolera salgınları yaşandı. Kolombiya’da bununla ilgili olarak ciddi eylemler yapıldı. Türkiye’de önce su hizmetlerinin özelleştirilmesi gündeme geldi. Su sayaçları, Yuvacık Barajı özelleştirildi.
Bu süreç nasıl işliyor? Önce uluslararası sermaye; hükümetler bazında girişimlerde bulunuyor, ardından suyun ve akarsuların özelleştirilmesi gündeme geliyor. Bu politikaların sonucunda sağlıklı ve temiz suya ulaşım net olarak engelleniyor.
Bu alanda büyük bir rant var. Türkiye’de de 90’larda başlayan bu süreç son yıllarda kuraklığın artmasıyla gündeme daha yoğun bir şekilde sokuldu. Şu anda taslak halinde olan bir yasa tasarısı hazırlandı. Su konusunda hükümet tamamen yalan söylüyor. Bir yandan su kaynaklarının olmadığı söyleniyor, öte yandan akarsular özelleştiriliyor, olmayan bir şeyi özelleştiremezsiniz. Demek ki su kaynakları var, ancak devlet bunları işletmiyor. Su kamuya yani bize aittir. Bize ait bir şeyi gasp ederek suç işliyorlar. Diğer ülkelerde yaşananlar ülkemizde de yaşanacak, yani temiz suya ulaşamayacağız, su fiyatları artacak. Söylemlerin aksine Türkiye su fakiri bir ülke değil, su havzaları mevcut yönetimlerce korunamadı. Seçim dönemlerinde su havzaları yapılaşmaya açılarak talan edildi. Hükümetlerin, yöneticilerin su için bir politikası yok. Ne yazık ki fatura bize kesiliyor.
Toplam 12–13 tane akarsunun özelleştirilmesi planlanıyor. İsmi geçenler arasında Fırat ve Dicle de var. Yap-İşlet-Devret modeline göre yapılması planlanıyor. Projeler için yarışmalar açılacak, birinci olana ihale verilecek. Sadece suyun özelleştirilmesi değil özelleştirmenin hiçbirinde kamu yararı yoktur. Sudan sonra geriye havamızın özelleştirilmesi mi kaldı?
Su, yol, eğitim, sağlık için para vereceksek vergi ödememizin ne anlamı var. Belediyeler bu hizmetleri vermek zorunda olan kuruluşlardır, ancak bu hizmetlerin pazarlandığı kurumlar haline gelmişlerdir. Kısacası suyumuz, toprağımız kelimenin tam anlamıyla uluslararası sermayeye peşkeş çekilmektedir.
Ne yapmalı?
Halk temiz su kullanabilmeli. Su bize ait olmalı, su hizmetleri kamuya ait olmalı. Su kesintilerinin, su sıkıntısının yaşanmasının tek nedeni kuraklık değil. Yağış oranı düştü, ancak kuraklığın tek nedeni bu değil. Sanayi üretimini denetleyemediyseniz, buna uygun politikalar üretmediyseniz kriz ortamı elbette oluşur. Şu anda özelleştirme projeleri su sıkıntısının çözümü gibi gösteriliyor. Her defasında aynı oyun sahneleniyor. Elektrik kesintileri yapılıyordu ardından termik santraller gündeme geldi. Bakanlığın su konusundaki önlemleri de çok komik. Üç bakanlık su sorununu tartışmak için biraraya geldi çıkan sonuç; Ayşe teyze klimanı kapat, ampulünü değiştir, günde bir kez duş al.

 

   

ÇIKTI

 10-23 Ağustos 2007 Sayı:8080