
ARŞİV |
Silahların gölgesinde direniş türküleri
Bu çelişkiler yumağı içinde yine silahların, yine tankların, yine helikopterlerin, yine bombaların, yine orman yangınlarının içinde Kültür ve Doğa Festivali hazırlıkları… Devlet bir taraftan ormanları gerilladan temizlemek bahanesiyle cayır cayır yakarken, belediye ise bu yıl 7. sinin düzenleneceği Munzur Kültür ve Doğa Festivali’ne kilitlenmiş durumda. Öyle ki; doğayı korumak adına çeşitli etkinlikler düzenlerken, doğal güzellikleri korumak adına türlü söylemlerde bulunurken, yanı başında cayır cayır yakılan ormanları adeta görmezden gelmektedir. Dersim’de birçok duyguyu iç içe yaşamak mümkün. Yıllar sonra memleket hasretiyle doğduğu topraklara gelen onca insan, Dersim’de geçmişe dair bir şeyler ararken, Dersim’de o kadar çok şey değişmiş ki… Doğal güzellikleri yok edilmeye çalışılmış (yok edilmiş diyemiyoruz, çünkü her şeye rağmen doğa güzelliğini koruyor) gençler kültürel olarak yozlaştırılmaya çalışılmış, insanlar birbirine yabancılaştırılmaya… Ancak değişmeyen tek şey tüm baskılara karşı mücadelenin hala sürüyor olması… Evet hala Dersim dağlarında direniş türküleri söyleniyor. Bu topraklar tarihi boyunca hep direnişlerle anılmış, hiçbir zaman zulme boyun eğmemiş, ondandır ki en ağır bedellere de tanıklık etmiştir. Faaliyetimize her yıl olduğu gibi bu yıl da Partizan Şehit ve Tutsak Aileleri olarak festival sürecinde devam ediyoruz. Bu topraklarda yitirdiğimiz bedellere paralel, elbette şehitlerimizin ailelerinin çoğunluğu da bu topraklarda bulunuyor. Bir süredir olanaklarımız ve örgütlülüğümüz çerçevesinde sürdürdüğümüz aile ziyaretleri yeterli olmasa da olumlu tepkiler almaktadır. Öyle ki, yıllardır kapısını çalmadığımız, acısını sevincini paylaşmadığımız ailelerimiz var. Mezarları kaybolan, yapılmayan şehitlerimiz var. Bu çalışmalarımızın bir ayağını da şehitlerimizin mezarlarını tespit ederek yapılmayanları yaptırmak, kırılanları onarmak oluşturuyor. Gazetemiz aracılığıyla gittiğimiz köylerde şehit ailelerimizin özellikle başlarının dik olması, evlatlarıyla gurur duyuyor olmaları, bizleri de onurlandırdı. Ancak hala o kadar çok eksiğimiz var ki, ailelerimizi ziyaret etmek elbette işin bir yanı ve başlangıcı, ama sonrası süreç ve en önemlisi onları zamanla evlatlarının düşüncelerini de sahiplenir duruma getirmek, bulundukları alanlarda örgütlenmelerini sağlamak olmalıdır. Şiar olarak benimsediğimiz “önce çocuklarımızı savunuyorduk, şimdi ise onların düşüncelerini” sözlerini şehit ailelerimizin söylüyor olmaları bizlerin de başarısının ölçüsü olacaktır. İşte o zaman onca bedel veren Dersim toprakları, bir tarafta şehit cenazeleri dururken, diğer taraftan tatil köyleri gibi eğlencelerle yaşamını sürdürmek yerine isyanı örgütleyecektir. (Partizan Şehit ve Tutsak Aileleri)
“Onlar birer halk neferidir”
PŞTA: Bize Suna’yı anlatır mısınız? Suna Yıldırım’ın ablası: Suna 1986’da Mart’ın 20’sinde dağa çıktı. 8 ay dağda yaşadı. O süre zarfında hiç görüşmedik. Hangi bölgede faaliyeti oldu bilmiyoruz. Bildiğimiz sadece 86 yılının on ikinci ayın ikisinde Mazgirt’in Aziz Mezrası’nda şehit düştüğü. Babam gitti Suna’nın cenazesini getirdi. Doktor kardeşim vardı. O da PKK’den şehit düştü. Bu acılara dayanamayan babam felç geçirdi. Suna daha yeni 18 yaşına girmişti. Daha çok gençti. Ortaokul birden rahatsızlığı nedeniyle terk etti. Suna’nın fazla bir bilinci yoktu. Profesyonel çalışmanın içine dağdaki yaşamıyla girdi. Orada kendini geliştirdi. PŞTA: Bizden beklentileriniz nelerdir? -Memnun oldum bizi unutmamışsınız, teşekkür ederiz. Her ne kadar annem sitem ediyorsa da, o acılıdır hoş görün. Bize sahip çıktığınız için memnun olduk. Onlar bizim için birer halk neferleridir. Sadece bizim yakınımız değil. Biz yoldaşlarından mezarlarını yapmalarını bekleriz. Maddi durumumuz iyi değil. Bu yüzden mezarlarımızı yaptıramadık. Köyümüzde iki tane şehit var, ikisinin de maddi imkansızlıklardan kaynaklı mezarı yapılı değil. PŞTA: Sizlerin eleştirileri bizi ileri taşır. Mezarları da biz PŞTA olarak yaptırmayı düşünüyoruz. - Tabi şartlarınız değişiyor, siz de zor şartlar altındasınız. Ben sizi hoş karşılıyorum. Her ne kadar eleştiriyorsak da sizi arkadaş olarak konuşuyoruz. Ama yine de biz kanımıza sahip çıkıyoruz.
“O bilinçli olarak katıldı, onurluca şehit düştü.” PŞTA: Kumriye’yle ilgili bizimle paylaşmak istediğiniz şeyler varsa gazetemiz aracılığıyla okurlarımıza taşımak isteriz. Kumriye Cihan’ın abisi: Şehitlerimizin hepsi bizim için bir. Aileymiş, kardeşmiş diye bakmayız. Bütün şehitler bizim şehitlerimiz. Başka bir şey demiyorum. Kumriye özverili bir insandı. Daha çok gençti. Karar vermişti, şehit düşeceğini biliyordu. Bilinçli gitti. Kandırılarak götürülen biri değildi. Böyle şeyler söyleniyor. Küçükken kandırılır alınır, götürülür deniyor, ben buna katılmıyorum. 16 yaşındaydı. Ailemizin en küçüğüydü. İlişkilerimiz iyiydi. Gittiği zamanda kızmadık, küsmedik de. Onursuz bir şey yapmamıştı. Onurluca katıldığı dava uğruna şehit düştü. Az bir süre kaldı gerillada. PŞTA: Bize bunların dışında söylemek istediğiniz bir şey var mı? - Sorunları soruyorsunuz, sorunlar hiçbir zaman bitmedi, bitmeyecek de. Sorun zaten yaratılıyor. Bazen bizler de yardımcı oluyoruz, sizler de yardımcı oluyorsunuz sorun olmasına. Belki bilmeden bilinçsiz olarak. Yanlış algılamayın, her insanın zayıf noktası var. Vatandaş bir taraftan çok güzel görünüyor, bakıyorsunuz öbür taraftan işbirlikçi olarak karşınıza çıkabiliyor. Ve büyük zararlar verebiliyor. Yıllardan beri bunu yaşıyoruz, bir ömür gitti, asrın yarısı gitti ama halen aynı yerdeyiz.
Dersim’de operasyonlar ve baskılar devam ediyor!
Tüm bu senaryolar ve dolaplar eşliğinde TC ordusu Irak Kürdistanı’na girememekte, ancak Türkiye Kürdistanı’nın birçok yerinde on binlerce askerin katılımıyla operasyonlar yapmaktadır. Bir süre önce “Özel Güvenlik Bölgesi” ilan edilen Şırnak, Hakkari ve Siirt’in ardından Dersim’de “Özel Güvenlik Bölgesi” ilan edilmek istenmektedir. Dersim’de bunun adımları da şimdiden atılmış durumdadır. Bu yıl Dersim’in birçok yerinde Özel Harekât Timleri, jandarma ve polis tarafından kurulan arama noktaları OHAL dönemini bile aratır durumdadır. Sık sık yapılan kimlik kontrolleri, üst ve araç aramaları gözaltılar son dönemde oldukça yoğunlaşmış durumdadır.
Yaylacılara ve arıcılara ihbarcılık dayatması Geçtiğimiz günlerde Tunceli Jandarma Kurmay Albay Ali Özkara Tunceli’nin Ovacık, Hozat, Pertek, Çemişgezek ve Pülümür ilçelerinin yaylarında bulunan arıcıları, yaylacıları ve kır köylerinde yaşayan vatandaşları toplayarak ajanlık teklif etti. Yaylacılara “gerillaların yerini söyleyin yoksa, 15 gün içinde hepinizi yaylalardan indireceğim” diyen Özkara açık bir şekilde köylülerin ajanlık yapmasını istemektedir. Aldığımız bilgilere göre Ovacık, Hozat, Pertek, Çemişgezek ve Pülümür ilçelerinde bulunan Jandarma komutanları, arıcılar, yaylacılar, dağ köylüleri ve muhtarlarla toplantı yapmış, birçok arıcı ve yaylacı ise tek tek saatlerce sorgulanarak tehditlerle ajanlık yapmaları istenmiştir. Bu toplantıların hemen akabinde ise Dersim’de 5 bin askerin katıldığı büyük çaplı bir operasyon başlatılmış durumda. 1 Ağustos günü Tunceli merkez, Ovacık, Hozat ve Çemişgezek dörtgenindeki bölgeye operasyon düzenleyen faşist Türk ordusu ile HPG gerillaları arasında çıkan çatışmada biri üst çavuş 3 asker ölürken, 6 gerilla da şehit düştü. Gazetemiz yayına hazırlandığı esnada 6 gerillanın cesedi hala Tunceli Devlet Hastanesi morgunda bekletilmekteydi. Görgü tanıklarından aldığımız bilgilere göre gerillaların cesetlerinin tamamen yanık olduğu söylenmektedir. Ayrıca Hozat ilçesi kırsalında çıkan çatışmada ise 2 HPG gerillası yaşamını yitirirken, mayına basan 5 TC askeri de yaralandı. Bunun ardından Elazığ ve Erzincan’dan getirilen takviye birliklerle ve helikopterlerle Aliboğazı yakınlarında yapılan operasyon kapsamında bölgede günlerdir çatışmanın sürdüğü haberleri gelmektedir. Yine bu bölgede bulunan Kinzir ormanları ise TC ordusunun attığı bombaların etkisiyle günlerdir yanmakta, yanan ormanları söndürmek için ise hiçbir girişimde bulunulmamaktadır.
Dersim halkı tüm zorluklara rağmen hala umudunu yitirmemişMunzur Kültür ve Doğa Festivali’ne katılmak ve Dersim’de yaşananları ve bizlere yansıyanları izlemek ve Dersim’in çilekeş halkının sorunlarını dinlemek ve bunları gazetemiz vasıtasıyla halkımıza duyurmak amacıyla köylüleri ziyaret eden grupta ben de yer aldım. Dersim il sınırına geldiğimizde, önce yabancı bir ülkeye gidiyormuşuz gibi kimlik kontrolüyle karşılandık. Burada en çok hissedilen şey savaş ortamı. Hem havada, hem karada gece gündüz bir hareketlilik söz konusu. Bütün bunların içinde Dersim köylüleriyle buluşabildik. Gittiğimiz köylerde gazete dağıtımı yaparak, onların sorunlarını dinledik. Bizden beklentilerini, eleştirilerini sorduk. Sorunların çözümü üzerine birlikte çözüm üretmeye çalıştık. Karşılıklı fikir alış verişinde bulunduk. Yaşadıkları en temel sorun devletin yıllardır halk üzerinde estirdiği terör. Bu baskı ve sürgün politikası yüzünden daha çok köylerde yaşlıların kalması dikkat çekiciydi. Bununla birlikte yaşadıkları diğer sorunların başında yoksulluk ve işsizlik geliyor. Köylüler ürettiklerini satamıyor. Ürünlerini pazarlama noktasında tüccarlarla çok büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Marketlerden 12-13 YTL’ye aldığımız eti, üreticiden 5-6 YTL’ye alıyor tüccar. Yani köylüler tüccarın insafına kalmış. Yine yaşadıkları diğer sorunlar ise; yıllardır bölgede sürdürülen askeri operasyonlar, atılan kimyasal bombalar, yapılan barajlarla yaşanan doğa katliamı… Tabi bunlarla da bitmiyor Dersim insanının yaşadığı sorunlar. Birçok noktada özellikle emekçilerin yaşadıkları bölgelerde yapılmaya çalışılan kültürel yozlaşma saldırıları Dersim halkının da en yakıcı sorunlarından biri olmuş. Bir taraftan yol boyunca dağlarının Munzur’un doğal güzellikleriyle, diğer taraftan yol boyunca atılan bira şişeleri, içki içen insanlar, sabahlara kadar kadın garson çalıştıran birahaneler vb. bütün bunlar daha somut gösteriyor bize yaşananları. Sonuç olarak; Dersim halkının sistemden bir beklentisi kalmamış, ancak şu anda alternatif bir güç göremeseler de devrimcileri hala sahiplenmeleri, onları sorunlarının çözümünde bir güç olarak görmeleri, Partizan’ın bölgede güçlenmesini beklemeleri bizleri davamıza daha da sıkı sarılmamız, halkımızın beklentilerine yanıt olabilecek güce erişmemiz noktasında hatalarımızdan dersler çıkararak daima ileri adımlar atmamız gerektiğini gösterdi. (Bir İK okuru)
Umut dolu gözler için mücadele etmeye değer7. Munzur Kültür ve Doğa Festivali için Dersim’e geldim. Tabii ki tek neden festival değil, buradaki halkla tanışmak, kaynaşmak, dertlerimizi bir yapmak, yüreğimizi birleştirmek için de buradayım. İmkanlar el vermediği için gelip gidemiyorum. Bu benim Dersim’e ilk gelişim. İlk özlem giderişim. Ama üzülmüyorum, çünkü bulunduğumuz her yerde mücadele yürütebileceğimize inanıyorum. İster Dersim olsun, ister A kenti olsun. Her yerde ezilen sömürülen halk var. Mücadele her yerde ve her alanda. Bizler de elimizden geldiğince halka gidip dertlerini, sorunlarını dinleyerek birlikte çözmeye çalışıyoruz. Dersim’de köy çalışmasına gittiğimiz halktan olumlu tepkiler alıyoruz. Hepsi bizi kendi evlatları gibi sahipleniyor. “Partizan’dan geliyoruz” dediğimizde gözlerinin içi gülüyor, yüreklerine umut doluyor. Kendi aralarında bizim için mücadele edenler hala var diyorlar ve bizi kurtuluş olarak görüyorlar. Köy çalışmalarında bizi karşılayanlar çoğunlukla yaşlılar. Gençlere çok az rastladık. Gençleri sorduğumuzda ya gurbette, ya mücadelede ya da şehit düşmüş. Şehit aileleriyle görüşürken dikkatimizi bir şey çekti. Gözler o kadar dertli, o kadar hüzünlü ki, kelimelerle ifade edilecek gibi değil. Ama her şeye rağmen gözbebeklerindeki umut ışığını söndürememişler. Bu umut ışığı bizi gördüklerinde katmer katmer çoğalıyor. Şehit düşen evlatlarıyla gurur duyuyorlar. Onlar şehitlerimizin annesi, babası, bacısı duruşları evlatlarının duruşları gibi net. Bazen olur ya bir umutsuzluk, bitkinlik her şeyden elini eteğini çekme isteği, işte o anda aklıma o gözler geliyor, umut ışığı dolu gözler. Kurtuluş bekleyen gözler. Ne olursa olsun hiçbir şey için olmasa da o gözler için mücadele etmeliyim diyorum/edeceğim de. Verdiğim mücadelenin meyvelerini ben toplamasam da, bizden sonra gelenler toplayacak! (Bir İK okuru)
Ailelerimizi ziyaret ediyoruz…
Gazetemizin dağıtımını yapmak, festival çağrısında bulunmak için köy yollarına düşüyoruz. Ekili olan tarlalara baktığımızda genel olarak ekin biçenler ya tek ya da iki kişi oluyor. Oysa daha önce böyle değildi. İmece usulü ile ekinler biçilir, türküler eşliğinde saatlerin nasıl geçtiği anlaşılmazdı bile. Şimdiyse metropollerde yaşanan yozlaşma bireyselleşme kaçınılmaz olarak köyleri de etkilemiş, bunun sonucunda köy geleneklerinden olan imece usulü tamamen unutulmuş. Köylerde gazete dağıtmak ve festival çağrısı yapmak dışında PŞTA’nın önemli bir görevi var. Şehit aileleriyle ilgilenmek. Hemen hemen her ilçede, birçok köyde şehitlerimiz var. Bir zamanlar onların ayak bastığı yerlerde gezmek bizlere bambaşka duygular yaşatıyor. Girdiğimiz köylerde şehit ailesi varsa doğallığıyla yönümüzü onlara doğru dönüyoruz. Daha önce röportaj yapılmamış ise şehit yoldaşlarımızı daha geniş kitlelere anlatmak için sorular sorup cevaplar alıyoruz ailemizden. Bu bağlamda Kumriye Cihan yoldaşımızın abisinin söyledikleri çok anlamlıdır. Bir cümlesini sizlere aktarmak isteriz. “Dağlarımıza o kadar çok kan akıtıldı ki, akıtılan kan yerine çiçekler ekilseydi, şimdi bütün dağlar ve ovalar büyük bir çiçek tarlasına dönerdi.” Köylere giderken gözlerimiz ister istemez dağların doruklarına takılıyor. Meşeleri gördüğümüzde ise gerilla hemen karşımızdaki meşenin altından çıkacakmış gibi gözümüz onlara takılıyor. Sömürücüler bu bölgede her daim halka yoğun bir baskı uygulamış, Dersim’de işkenceler katliamlar eksik olmamıştı. Şimdi de zulüm ve yasaklar devam ediyor. Dersim’in dağları yanıyor. Ovacık ve Hozat’ta günlerdir gerillaları teslim alamayan faşistler, çareyi ormanları yakmakta buldular. Bu yangınların yakınından geçmek, işkenceci katilleri yakından görmek yüreğimizi acıttı. Kısa da olsa Dersim’den izlenimlerimiz şimdilik bu kadar. Festival bitiminde daha geniş izlenim yazısında buluşmak ümidiyle. (Bir PŞTA faaliyetçisi)
|
ÇIKTI |
10-23 Ağustos 2007 Sayı:8080