
ARŞİV |
Barut fıçısı patlamaya hazır! Emperyalizmin krizinin yansıması olan gelişmeler, hem emekçi halklar hem de emperyalistler cephesinde kaçınılmaz seyrini sürdürüyor. Bu gelişmelerin bir yanında emekçi yığınların, mazlum halkların direnişleri, diğer yanında ise, krizi aşma çabası içinde saldırganlık projelerine ve bu projelerin hayata geçirilmesine dönük stratejilere sarılan emperyalistler var. Halklar cephesindeki gelişmeler ise oldukça ümit verici. Sadece Ortadoğu ve Asya’da değil, Latin Amerika’da da yükselen halk hareketleri, emperyalizmin krizini derinleştirmede önemli bir rol üstlenmekte. Peru’dan Meksika’ya, Brezilya’dan, Venezüela’ya, neredeyse tüm Latin Amerika halkları, gerek emperyalist politikalara gerekse bu politikaların uygulayıcısı olan kendi ülke yönetimlerine karşı ciddi eylemler gerçekleştirmekteler. Emekçilerin eylemleriyle sarsılan bu ülkelerin büyük çoğunluğunda, emekçi yığınların oyları ile iktidara gelen sözde “sosyalist” ve “sol” kimlikli politikacıların hükümet olması ve eylemlerin bunların hükümetlerini hedef alması ise, önemli bir noktayı oluşturuyor. Temelinde halkçı söylemlerin yattığı aldatmacanın, halkları nezdinde artık açığa çıkması anlamına gelen bu gelişmeler, emekçi halkların, kendilerini sisteme yedeklemeyi hedefleyen her türden pratiğe eninde sonunda ayaklanarak karşı koyacağını ve hesap soracağını da göstermekte. Kısacası, barut fıçısı sadece Asya’da ve Ortadoğu’da değil, Latin Amerika’da da, halklar lehine patlamaya hazır hale gelmiş bulunmakta. Bu patlamayı kendi lehlerine çevirme çabasındaki emperyalistler ise, özellikle de işgallerin ve emperyalist saldırganlığın başını çeken ABD emperyalizmi, işgallerin daha da derinleştirdiği krizini aşmanın yolunu, Ortadoğu’daki barut fıçısına daha fazla barut ilave ederek, daha büyük patlamaları tetiklemeye hazırlanıyor. Ve tabii ki bir kez daha, bu patlamaların, ülke içinde giderek derinleşen ekonomik ve siyasal krize bağlı, yakınlaştığı kesin olan patlamayı tersine çevirmesi umuduyla. İşte ABD emperyalizmi bu çerçevede gerçekleştirdiği girişimlerle, Suudi Arabistan’ın yanı sıra, İran Körfezi’nde bulunan beş petrol zengini ülkeye, önümüzdeki yıllarda en az 20 milyar değerinde silah satmanın hazırlıklarını yapıyor. Hatta bu hazırlıklar, ABD Dışişleri Bakanı Rice ve Pentagon şefi Gates’in geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdikleri Ortadoğu gezisiyle birlikte, neredeyse son aşamasına gelmiş bulunmakta. Doların Euro karşısında giderek değer kaybetmesi, petrol piyasalarında, birçok ülkenin Dolardan Euro’ya geçmesi, çok açıktır ki ABD’nin ekonomik krizini daha da boyutlandırmaktadır. İşgaller için bankalardan alınan milyarlarca dolar borcun ödenememesi ve birçok bankanın neredeyse kapısına kilit vuracak hale gelmesi, emlak piyasaları başta olmak üzere, bir bütün olarak ABD para piyasalarında büyük çalkalanmaları getirmektedir. Bunun yansımaları ise, ABD borsalarının bu günlerde büyük zararlarla kapanmasında görülmekte, bu durum Türkiye de dahil özellikle de emperyalizme bağımlı birçok ülkenin, borsa vb. ekonomi piyasalarında panik yaratmaktadır. Yukarıda da vurgulandığı üzere, ABD emperyalizminin son dönem artan hamlelerinin ardında yatan en önemli neden işte budur. Çünkü ekonomi uzmanları yaz sonuna kadar büyük bir çöküşe karşı uyarmaktalar. Bunu farkında olan Bush hükümeti ise, krizi tersine çevirme çabalarını, işgal savaşlarını yayarak aşma gayretini sürdürmekteler. Ancak giderek artan işgal karşıtlığı, yeni bir cephenin ve de mevcut işgallerin sürdürülmesinin artık giderek imkansızlığını ortaya koymaktadır. Bunun içindir ki açılacak yeni savaş (işgal) cephelerinin, öncelikle kendi toplumu içinde meşrulaştırılması gerekmektedir. Üst düzey bir ABD yetkilisi geçtiğimiz günlerde “en geç Kasım ayına kadar ABD’de kapsamlı terör saldırıları olacağı, El Kaide’nin böylesi bir hazırlık içinde olduğu” duyumunu aldıklarını söyleyerek, 11 Eylül benzeri bir süreç yaşanabileceğinin sinyallerini vermekte. Bu kez devreye sokulmak istenen senaryonun hedefinde ise saldırı hazırlıkları hala süren İran olduğu kesin gibi. ABD her ne kadar son günlerde, Pakistan’a dönük müdahale tehditleri savursa da, bölgedeki işbirlikçisi olan bu ülkeye dönük bu tehditlerin, daha çok da gözdağı niteliği taşıdığı söylenebilir. Kısacası, Ortadoğu’daki birçok ülkenin böyle muazzam boyutlarda silahlandırılmasının, bir nedeni işgal bölgelerindeki direnişleri kırmaksa, diğer bir nedeni de askeri donanımı neredeyse bölgedeki ülkelerin toplamının donanımından daha güçlü olan İran’a karşı askeri gücün artırılmasıdır. Çünkü olası bir İran saldırısında bu ülkelerin bu silahları İran’a karşı kullanması veya ABD’nin yaptırımlarıyla kullandırılması ihtimali yüksektir. Ancak bunların yanı sıra, bir diğer önemli neden de, bölgenin hakimiyeti için gerekli olan, iç karşıtlıkları kızıştırarak, kardeş kavgalarının önünü daha da açmak ve bu silahların, bugüne kadar olduğu gibi, ileriki süreçte de bu kardeş kavgalarında kullanılmasını sağlamak, böylelikle de krizden etkilenen silah tekellerinin kârlarını garantilemektir. İşgallerdeki yenilgiyi hazmedemeyen ve bu yenilginin sonucu olarak krizleri giderek derinleşen emperyalistler, krizden çıkış çabalarının sonucu olarak barut fıçısına çevirdikleri bölgede, fıçıya barut doldurmayı sürdürürlerken, dakikası 200 bin Dolar’a mal olan işgallerin, başta Irak ve Filistin halkları olmak üzere, tüm bölge halkları üzerinde yarattığı yıkım da giderek büyüyen bir insanlık dramına dönüşmektedir. İşgalin sonucu olarak yaşanan çatışmaların sonucu olarak her gün çok sayıda Iraklı yaşamını yitirirken, Irak halkının en az üçte biri acil insani yardıma ihtiyaç duymakta. 26.5 Iraklıdan 8 milyonu gıda maddesi, elektrik, su, ilaç ve barınaktan yoksun olarak yaşamını sürdürmeye çalışmakta. Iraklı çocukların ise % 28’i, yetersiz beslenmeden dolayı açlıkla boğuşmakta. Bu koşulların düzelmesi bir yana her gün giderek daha da ağırlaşmakta. Giderek büyüyen bir diğer insanlık dramı ise, izole edilmiş durumdaki Gazze Şeridi’nde, buradaki Filistin halkı özgülünde yaşanmaktadır. 1.5 milyon Filistinlinin dünyayla bağları koparılmış bulunmakta. Binlerce Filistinli bu koşullardan kurtulmanın yolunu, Mısır’a kaçmakta görmektedir. Ancak sınırlardan geçişe izin verilmemesi, bu kaçışı da mümkün kılmamakta. Ağır hastaların bile tedavi amaçlı sınırlardan geçişine izin verilmezken, İsrail ve El Fetih’e bağlı güvenlik güçleri, geçiş noktalarındaki güvenlik önlemlerini giderek artırmaktalar. Sınırda yaşanan bu insanlık dramının baş sorumlusu olarak da, “İsrail’den sınırın kapatılmasını rica ettiği” söylenen, işbirlikçi Abbas gösterilmekte. Ancak hem Filistin’de hem de Irak’ta işgal karşıtı direniş kendini yeniden biçimlendirme, böylelikle işgal karşıtı direnişleri büyütme çabasını sürdürüyor. Bu çabalar ise, ne işgalcilerin ne de buralardaki kukla hükümetlerin uzun süre ayakta kalamayacağının, er geç yıkılacağının sinyallerini vermekte. Tıpkı Latin Amerika halklarının sahte halkçıların iktidarını sarsan eylemleri ve Hindistanlı Maoistlerin, emperyalist güdümlü Hindistan egemenlerini “Maoist ayaklanmadan korkma” noktasına getiren yükselişleri gibi. Ne de olsa dünya halkların omzunda duruyor. Yeter ki onlar ayağa kalksın!
|
ÇIKTI |
10-23 Ağustos 2007 Sayı:8080