
ARŞİV |
PERU’DA NELER OLUYOR?
Andlar ülkesi Peru, şu günlerde güçlü eylemlerle ve tabii ki saldırı dalgasıyla sarsılıyor. Şimdiye kadar 300‘den fazla kişi tutuklandı, en az üç kişi öldürüldü. Peki bunun arka planı ve nedenleri nelerdir? Cusco, Puno, Arequipa, Ucayali, Apurimac, Tacna, Lima, Ayacuco..... Öğretmenler, maden işçileri, köylüler, işçiler.... Tüm eyaletler ve çeşitli sektörler çalışma hakları için, çevrenin korunması için, fiyatların artışına karşı mücadele ediyorlar. Serbest Ticaret Anlaşması’nı (STA) ve hükümetin giderek artan otoritesini aktif olarak reddediyorlar. Hükümetin cevabı ise çok sayıda insanın öldüğü ve sayısız yaralının olduğu saldırılar ve tutuklamalar. Peru-İndymedia, kitle iletişim araçlarını bu durum karşısında ölüm sessizliğine bürünmekle suçluyor ve kentlerden, kasabalardan ve tüm bölgelerden sürekli haber akışının sağlanması çağrısı yapıyor. Yapılan istatistiklere göre: 115 bin öğretmen 12 saat mesai ücreti almadan çalışmakta ve 140 bin ilkokul öğretmeni ise 7.5 saat tamamen ücretsiz çalışmakta. Stajer öğretmenler için planlanan yeni bir yasayla -ki eğitim sendikası buna karşı grev çağrısı yaptı- birlikte, öğretmen maaşları % 25-40 arası düşürülmek istenmekte. Protestoların yakıcı bir noktasını da, tek tek bölgelerin kalkınması için devlet kasasından daha fazla pay ayrılması, akaryakıta ve temel gıda maddelerine yapılan zamların geri alınması oluşturuyor. Daha 6 Temmuz‘da 20 bin eğitim emekçisi, sağlık çalışanı, öğrenci ve halkın çeşitli çalışan kesimleri, bu talepler için sokak eylemleri yapmışlardı. Bu eylemlere bir çok kentten delegasyonlar gelmişti. 11 Temmuz’da ise, Arequipa’da ziraatçılar genel grev çağrısı yapmışlar ve tüm eyaleti felç etmişlerdi. Hükümetle yapılan görüşmelerden ise bugüne kadar sonuç alınabilmiş değil. Eğitimciler Sendikası (SUTEP) grevlerin süresiz devam edeceğini açıkladı. Başkan Alan Garcia Perez’in 21 Temmuz’da Trujillio’ya yaptığı ziyaret sırasında düzenlenen etkinlik ise 500 SUTEP üyesi polis ve başkanın gerici sempatizanları tarafından engellenmişler. Garcia ise buna karşın, halkın, “az sayıda kişinin caddeleri bloke ederek ve kamu düzenini bozarak yarattığı huzursuzluğun bitmesini istediğini” açıklıyor. Garcia’ya göre, “komünizm ölmemek için direniyor ve şiddetin ve Peru’nun iç uzlaşmazlıklarının ardında da hep o var. Diyaloğa hazırım, ancak benim istediğim çerçevede olursa, çünkü halk kendi kurumlarını seçti ki, yönetsinler.” Ayrıca, caddelerin ve trenlerin bloke edilmesini de suç olarak tanımlıyor. Garcia döneminde, reel ücretlerde % 53 gibi bir durağanlık yaşanırken, 22 kez fiyat artışı gerçekleşmiş bulunmakta. Peru’daki yoksullaşmanın hız kazanması daha 1980’li yıllarda başlamış. 1985 yılında GSMH’dan kişi başına düşen gelir 2.800 Dolar’ken, bu oran 1990 yılında 1.900 Dolar’a düşmüş, Garcia’nın iktidarda olduğu son yıllarda ise Lima’daki yoksulların sayısında daha hızlı bir artış yaşanmış ve yoksulların oranı %16.9’dan % 44.3’e çıkmıştır. Bir milyon işyeri tasfiye edilmiş ve metropollerdeki işsizlik oranı % 42.5’den % 73.1’e ulaşmıştır. Bu ekonomik ve sosyal “icraatlara”, birçok kişinin katledildiği, devletin sistematik baskı ve saldırılarını da eklemek gerekiyor. Ayrıca Lima halkının büyük bir çoğunluğu, bugünkü hükümetin Fujimori’den bu yana işbaşına gelen en rüşvetçi hükümet olduğunu düşünüyor. Garcia hükümeti ise, bir yandan ekonomik-sosyal hak gaspına dönük bir dizi yasayı çıkarma ısrarını sürdürürken, eğitim kalitesindeki düşüklüğün sorumluluğunu da, eğitim emekçilerine ve onların sendikası SUTEP’e yüklemeye çalışıyor. Hem başkan Garcia hem de yardımcısı Del Castillo bugünlerde tam birer savaş generallerine, polis gücü ise tam bir savaş ordusuna dönüşmüş durumdalar.
Kitlelerin isyanı Perulu emekçi yığınların, yıllardan beri hayata geçirilen neo-liberal politikaların yarattığı ekonomik-sosyal yıkımın sonucu olarak ortaya çıkan bu tabloya verdikleri cevap ise haftalardır gerçekleşen ve yaşamı felç eden eylemler olmakta. Neo-liberalizme karşı gerçekleşen eylemlerin başaktörü ise bu zamana kadar, özgürlük ve iktidar için mücadele eden kitleler olmuştur. Bu ülkenin ihtiyaç duyduğu öncü güç ise, bugün cesur kitlelerin örneğinde, “aşağıdan” oluşmaktadır. Peru İşçileri Genel Konfederasyonu, bu çetin siyasal durumdan ve ülkenin çeşitli yerlerinde ortaya çıkan sosyal ihtilaflardan kaynaklı olarak bir dizi eylem kararı aldı: İş bırakma, işçi örgütlerinin harekete geçirilmesi, sendikanın sorumluluğu altında gerçekleşmek üzere karar altına alınacak çeşitli eylem biçimleri. Tüm bu eylem sürecinin başlıca hedefini ise, Peru’da iflas etmiş olan ve halkın büyük çoğunluğu tarafından reddedilen neo-liberal politikaları hayata geçirmedeki ısrarını koruyan Başkan Garcia’nın hükümet politikalarına karşı çıkmak oluşturuyor. Perulu emekçiler grevlerini son haftalarda birçok iş koluna yaymayı başardılar. Bu süreçte çelişkilerin iyice açığa çıktığı sektörlerden biri de madenlerdi. Örneğin, Peru- Kuzey Amerika sermayeli Casapalca Madeni’ndeki işçilerin koşulları, insan sömürüsünün en vahşi biçimini gözler önüne sermekte. Buradaki işçiler günlük 5 Dolar bile olmayan ücret karşılığında günde 11-14 saat çalışmak zorundalar. Buradaki eylemler ise bin civarında işçinin işten çıkarılmasıyla tetiklenmiş. Madencilik Peru’nun en kârlı sektörlerinden biri. Maden patronları geçtiğimiz yıl, işçilere hiç zam yapmazken, kendi kârlarını % 86 artırarak, 3.500 mil. Dolar kazanmışlar. Ancak ciddi sorunlarla yüz yüze olanlar sadece madenciler değil. Tekstil işkolunda çalışanlar da benzer koşullar içindeler. Mesela tekstil firması Topy Top’da 5000 kişi çalışmakta. Ancak bunların sadece 93’ü sendikalı. Bu süreçte sendikalı olanların da büyük bir bölümü işten çıkarılmış ve şu an sadece sendikalı olarak 23 kişi kalmış. Çoğunluğu kadın ve 20 yaşın altında olan işçiler, günde 12-14 saat çalışmak zorundalar, ve bunların büyük bölümüne ücret bile ödenmiyor. Sonuç olarak; Perulu emekçilerin eylemleri tüm ülkeyi sarsmaya devam ediyor. Birçok büyük şehirde caddeler ve meydanlar işgal ediliyor, polis birlikleri iniş yapamasın diye, havaalanlarının denetimi ele geçiriliyor. Son yıllarda devletin en fazla şiddet uyguladığı Ayacucho’da 3 ve 4 Temmuz’da gerçekleşen genel grev tüm kenti felç ederek, büyük bir başarıya ulaştı. Bolivya’ya sınır olan Puno kentinde de, burayı ziyarete gelen devlet başkanı taşlanarak karşılandı. Emekçi halkın bu eylemleri hükümet tarafından, bir yandan “hiçbir önemi olmayan izole” eylemler olarak gösterilmeye çalışılmakta, diğer yandan ise eylemlere dönük azgınca saldırılar gerçekleştirilmekte. Garcia hükümetinin baskı ve sindirmeye dönük, orduyu harekete geçirerek gerçekleştirdiği, tutuklamalardan, bir dizi fiili saldırılardan oluşan bu pratiği, hiç kuşkusuz gerici-faşist zihniyetin ve bu zihniyetin ürünü olan halka karşı duyulan kinin, ancak esas olarak da kitlelerin harekete geçmesinden, yani kitlelerden duyulan korkunun ürünüdür.
Başkaldırının birinci yılında Oaxaca -Liliana M.*
14 Haziran 2006’da Oaxaca Eyalet Hükümeti, CNTE Öğretmenler Sendikası, 22 No’lu Şube’nin kurduğu protesto cephesini şiddet kullanarak sökmek istedi. Saldırı, çocuklarımızı ve gençlerimizi eğiten, eğitimi ve toplumumuzda yaşam şartlarını düzeltmeye çalışanların haklarını savunanlara arka çıkan, şehirde toplanan yığınların gücüne ve beraberliğine çarptı. Olaylar kızıştıkça, hepimiz, gittikçe bütün eyalete yayılan bir örgütün yaratılmasına katıldık: Oaxaca Halk Meclisi -APPO. APPO sadece mücadeleye katılan örgütlerin bir koalisyonu değildi. O, işçilerin örgütlü iradesinin bir ifadesi, egemen sınıfın yerel devlette temsilcilerini etkisizleştiren ve federal polisi engelleyen yeni bir devletin tohumuydu. APPO’yu APPO yapan emekçilerin yoğun katılımıydı. Bu iki kuvvetin karşı karşıya olduğu bir durumdu ve tanıma göre, sonsuza kadar devam etmesi olanaksızdı, birinden biri yenilecekti. Ya emekçiler kapitalist devleti parçalayacak, ya da o bizi parçalayacaktı. Hareketi yok etmek için federal önleyici polis gönderildi, ama kitlelerin yanıtı örnek bir davranıştı. Baskına bütün gücümüzle, teke tek çarpışarak karşı koyduk. Bizi püskürtmeyi başarabildiler ama yok edemediler. Hükümet gerçek yüzünü, kimi savunduğunu, kapitalist sınıfı korumak için ne derece şiddet kullanmaya hazır olduğunu gösterdi: işkence, keyfi tutuklama, “düşünce özgürlüğü” ve adli ihlaller. Halkı, çatışmanın sadece Oaxaca’yla kalmayıp Atenco’da, Pata de Conchos’da da sona erdiğine inandırmak istiyorlardı. Hareketin ileri gitmemesinin nedeni, halkın istekli olmaması değildi; birçok kişi bu uğurda can bile verdi. Duraklama, APPO liderlerinin reformizm ve ultra-solculuk arasında bocalayarak hareketi bütün ülkede yığınlar arasında yaygınlaştırma olanağını elden kaçırması nedeniyle oldu: örneğin, milyonlarca emekçinin desteklediği başkanlık seçimi hilesine karşı olan harekete, bizim hareketin bağlanmaması. Bu bağlantı kurulabilseydi, Oaxaca valisi Ulises Ruiz Ortiz’e (URO) karşı hareket ile Felipe Calderon’un zorla başkan seçilmesine karşı ortak bir cephe kurularak, genel grev başlatılıp, ikisi de alt edilebilirdi. O zamanlar Oaxaca’da ve bütün ülkede var olan şartlar genel grevi başkaldırıcı bir genel greve döndürmeğe elverişliydi ve bu, durumu 180 derece emekçilerin yararına çevirebilirdi. Maalesef APPO liderleri buna karşı çıktı, fırsatı kaçırdı, Oaxaca’yı ulusal mücadeleden uzaklaştırdı ve yalnızlaştırdı. Sonuçta, URO ve Calderon’un harekete karşı başlattıkları tepkiyi kolaylaştırdı. Geçmişte yapılan hataları tekrarlamamak için, harekette derhal yeni bir devrimci politik liderlik yaratmamız gerekiyor. Ülkedeki ekonomik kriz yaşam şartlarını çok daha zorlaştıracak ve Oaxacalı yığınların acısı çoğalacak. Oaxaca yeni bir ayaklanmaya hazırlanıyor, ama bu defa bütün ülkenin emekçileri, köylüsü ve gençliği de direnişe katılacak. APPO’ya katılan bizlere düşen görev, geçmiş deneylerden ders alarak, sorunlarımızın çözümü için ulusça harekete geçmek, bütün emekçilerin yerel Halk Meclisleri’nde örgütlenmesine çalışmak ve bu meclislerin birbiriyle bağlantısını ve işbirliğini sağlamak olmalı. İçeriği, üretim araçlarını ele geçirmek, köylüye ucuz kredi, Latifundio’ları (büyük çiftlikler) kamulaştırma, herkese parasız nitelikli eğitim vs. olan bir program için savaşmalıyız. Emekçilerin gücü ele geçirebileceklerini ve kullanabileceklerini ve kapitalizmin varlığının devam etmesi için bir neden olmadığını gösterdik. Gelecek günlerde Calderon’un zayıf ve kriz içindeki hükümeti bizim sokaklara çıktığımız zamandan beri gittikçe daha da kötüleşen sorunlara çare bulamayacak. Mücadelemiz devam etmeli ve Meksika’nın bütün kıtada yankılanacak sosyalist dönüşümü gerçekleşmeli. *Oaxaca’dan bir militan 18 Temmuz 2007
Güney Asyalı Maoist partilerin bildirisiCCOMPOSA Hint egemenlerinin komşu ülkelere yönelik artan müdahalelerine karşı Güney Asya haklarına karşı koyma çağrısı yapmaktadır
CCOMPOSA (Güney Asya Maoist Partileri ve Örgütleri Koordinasyon Komitesi) SAARC’ın dağıtılması ve Güney Asya ülkeleri arasındaki halklar arasındaki ilişkileri sağlayacak gerçek forumların oluşturulması çağrısını yapmaktadır. Hint egemenleri son dönemlerde komşu ülkelerin iç işlerine daha saygısızca müdahale etmekte ve Keşmir, Naga, Manipuri, Assamase ve diğer halkların kendi kaderlerini tayin etmek amacıyla ulusal taleplerini bastırmak için daha yoğun şekilde saldırmaktadır. Nepal’de Nepal halkının demokratik taleplerini yok etmek için aktif bir rol oynamakta ve Maoistleri tecrit etmek için gerici unsurları desteklemektedir. Terai’deki Madhesi halkını Nepal monarşisiyle işbirliği içinde Maoistlere karşı kışkırtmaktadır. Hindu köktencileri Gaur’daki 28 Maoist’in katledilmesi olayında olduğu gibi vahşi çeteler örgütlemektedir. Yakın zamanda da YCL (Genç Komünistler Birliği) Merkez Komite üyesini bir yoldaşıyla birlikte bu çeteler öldürmüştür. Hintli büyükelçi son zamanlarda Nepal sınırları içinde dolaşarak okullar, hastaneler, yollar vb. için büyük paralar önererek kitleleri Maoistlerin etkisinden çıkarmaya çalışmaktadır. Ek olarak, Hintli para-militer güçler Butan kökenli Nepallilerin üzerlerine ateş açarak onların anavatanlarına dönmesini engellemeye ve günümüzün modern köle emeği olarak kullanılmaları için Batı’ya göndermelerini isteyen ABD komplosuna ortak olmaktadır. ABD emperyalizmi ve Hint egemenleri gericileri destekleyerek Maoistleri etkisizleştirmeye çalışmaktadır. CCOMPOSA Hint egemenlerinin Nepal’deki rolünü mahkum etmektedir ve Nepal’in içişlerine karışmasına son verme ve Hint halkına da Nepal sınırında faaliyet gösteren katil çetelere karşı adaleti sağlama çağrısında bulunmaktadır. Bangladeş’te Hint egemenleri yalnızca açıktan yardakçıları Sheikh Hasina’yı desteklemekle kalmamakta, aynı zamanda ordu destekli geçici hükümetin Hint büyük komprador sermayesi için büyük anlaşmalar yapmasını zorlamaktadır. Büyük yatırımlar için Tata’lara yardımcı olmaktadır ve son zamanlarda Mittals Bangladeş’teki enerji sektörü için dev bir anlaşma yapmıştır. Hint büyükelçisi, ABD büyükelçisiyle birlikte ülkede aktif bir şekilde çalışarak çeşitli siyasi partilerle ve geçici hükümetle görüşmeler yapmaktadır. CCOMPOSA yoksullukla bağlanmış Bangladeş’in zengin doğal kaynaklarının Hint kompradorları ve ABD emperyalistleri tarafından yağmalanmaması ve kendi ülkelerinin kalkınması için faydalanılması çağrısında bulunmaktadır. Sri Lanka’da hükümet Çin ve Pakistan’dan silah almayı hedefleyince açıkça tehdit ettiler. Hint egemenleri Sri Lanka’ya, onur kırıcı bir serbest ticaret anlaşması imzalamaya zorladı. Ayrıca Tamil Elam için Tamil halkının haklı taleplerini bastırmak için Sri Lanka hükümetini gizlice desteklemektedir. CCOMPOSA tüm bu eşitsiz anlaşmaların yırtılmasını talep etmekte ve Tamil halkının kendi kaderini tayin hakkı için haklı mücadelesini desteklemektedir. Ek olarak, Hint egemenleri Butan, Sikkim; Malldives gibi küçük ülkeler üzerindeki hakimiyetini sürdürmeye ve sıkılaştırmaya devam etmekte ve Keşmir kartını kullanarak Pakistan’a zorbalık yapmayı sürdürmektedir. Özellikle Hint hegemonyasındaki ezilen uluslar üzerindeki hakimiyetini zorla sürdürmeye devam etmektedir. Hint işgal ordusu yalnızca bu haklı talepleri vahşi şekilde bastırmakla kalmamakta, aynı zamanda haklı mücadelelerini kan okyanusunda boğmak için halkın bir kesimini diğerine düşürmektedir. Bu Nagaland’da, Manipur’da, Assam’da, Keşmir’de ve diğer yerlerde görülmektedir. CCOMPOSA ezilen uluslardan halkların kendi geleceklerini kararlaştırmalarına izin verilmesi ve Hint ordusunun ve paramiliter güçlerin bu bölgelerden derhal ve tamamen çekilmesi talebinde bulunmaktadır. Güney Asya; devrimci, demokratik ve ulusal hareketler için kaynayan bir kazan halini almıştır. CCOMPOSA tüm bu haklı mücadeleleri desteklemektedir ve Güney Asya halklarına ortak düşmanlarına karşı birleşmeleri ve yöneticilerinin bölgedeki destekçileri olan ABD emperyalizminin bölme politikalarına kanmamaları çağrısında bulunmaktadır. 1) Purba Bangla Proletarya Partisi-MK; PBSP (CC)(Bangladeş) 2) Doğu Bengal Komünist Partisi (ML) (Kızıl Bayrak); CPEB (ML) (Red Flag) (Bangladeş) 3) Bangladesher Samyobadi Dal (Marksist-Leninist); BSD (ML), (Bangladeş) 4) Butan Komünist Partisi (Marksist-Leninist-Maoist); CPB (MLM) 5) Hindistan Komünist Partisi (Maoist); CPI (Maoist) 6) Hindistan Komünist Partisi (Marksist-Leninist) Naksalbari; CPI-ML (Naksalbari), (Hindistan) 7) Hindistan Komünist Partisi (Marksist-Leninist-Maoist); CPI (MLM); (Hindistan) 8) Nepal Komünist Partisi (Maoist); CPN (Maoist), (Nepal)
|
ÇIKTI |
10-23 Ağustos 2007 Sayı:8080