
ARŞİV |
Gelecek sabır ve inatla yürüyenlerle kazanılacaktır! Bugün altını farklı yazılarımızda da çizdiğimiz gibi taktik politika üretme noktasındaki zayıflığımız pratiklerimizden doğru ortaya çıkan bir sonuçtur. Bu zayıflık elbetteki siyasal gerilikten ve kitlelere olan uzaklıktan bağımsız bir sonuç değildir. Dahası politika üretmedeki yetersizliğimizin nedenini esas olarak siyasal geriliğimizde aramak zorundayız. Doğru olan, bilimsel olan da budur. Öyleyse, taktik politika üretmede yetkinleşmenin yolu da, siyasal olarak derinleşmekten, teorik olarak yetkinleşmekten ve kitlelere giderek onların öğrencisi olmaktan geçmektedir. Yine sorunları bilimsel bir tarzda sorgulayan, teoriyi, pratiğe yanıt olacak tarzda inceleyen, uygulamada yaratıcı olan bir bakış açısı ve düşünüş tarzı her türlü zorluğu aşmanın, çözümsüzlüğe, çözüm olmanın panzehiridir. Bugün üzerinde önemle durmamamız gereken başlıca problemlerimizden biri bu olduğu gibi, çözüm reçetesi de yukarıda çizdiğimiz çerçevenin ta kendisidir. Genel durumu kabaca özetlersek, bugün dünyada her geçen gün yoksulluğun ve işsizliğin arttığı, emekçilerin ağır bedeller karşılığında kazandığı sosyal hakların birer birer budandığı ve dahası emperyalistler tarafından savaş rüzgarları estirildiği böylesi bir ortama rağmen, devrimci ve komünist güçlerin alternatif olarak güçlü devrimci iradeler çıkaramamaları görünüşte çelişkili bir durum arz ediyor. Yine ülkemiz açısından bakıldığında da sadece seçim sonuçları üzerinden yapılacak bir değerlendirme bile, bize sorunun önemli bir bölümünü gösterecektir. Seçimin hemen ardından yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bu seçimlere katılım bir öncekine göre daha yüksek bir orandadır. Bu sonuçta birçok etmen varken, önemli etmenlerden bir tanesi de kitlelerin karşılarında güçlü alternatif devrimci bir seçenek bulamamış olmalarıdır. Düzen partilerine, parlamentoya olan güvensizliklerini “hepsi aynı, ama ne yapalım, içlerinden birine vereceğim” sözleri tam da işaret ettiğimiz gerçeğin altını çizmektedir. Bu noktada yukarıda da vurgu yaptığımız taktik politika üretmedeki eksiklerimiz ve geniş kitlelere olan uzaklığımız kendisini bariz bir şekilde göstermektedir. Ama şunu da vurgulamak gerekmektedir ki, bu nesnel tablomuzun altını çizmek, ümitsizlik ve çaresizliğin resmini çizmek değildir. Tam aksine çaresizliğe çare bulmak için varolanı doğru tanımlama hassasiyeti olarak yorumlanmalıdır. Hiçbir şey tanımadan değiştirilemez. Ve tabi ki tüm bunların yapılabilmesi için her şeyden önce haklılığımıza ve meşrululuğumuza inanmamız gerekir. Bizi zafere taşıyacak olan kazanacağımıza olan inancımız ve güvenimizdir. Yeni yönelimin de dikkat çektiği gibi, bu konuda mevcutta ciddi ideolojik sorunlar vardır. Bunların altını çizmek aynı zamanda sınıf mücadelesi içinde tüm bunların mutlaka çözümlenmesi gerektiğinin de altını çizmek demektir. Yakınmacılık, pratikten kopuk söylemler, çözümün dışında kalma, sorunları çözmenin reçetesi değildir. Tam aksine bunlar bunalım reçeteleridir. Oysa olması gereken, dış faktörleri yani uluslar arası gelişmeleri, devrimci ve komünist hareketin içinde bulunduğu durum vb. tüm faktörleri değerlendirmede hesaba katmaktır–katmak zorundayız. Ama tüm pratik başarısızlıklarımızı hep dışımızdaki objektif tabloyla açıklamaya kalkarsak, en sıradan başarısızlıklarımızı başka yerlere, gelişmelere, olaylara ve kişilere bağlarsak, her şeyden önce kendimize haksızlık etmiş oluruz. Birincisi kendimize karşı öz-eleştirel bir tutum içine girmediğimizden dolayı eksikliklerimizi gidermenin, yanlışlarımızdan arınmanın yolunu kendi elimizle kapatmış oluruz. İkincisi; her şeyi kendimiz dışında ararsak doğal olarak kendimize de bir misyon yüklememiş oluruz. Eğer devrimcilik değiştirme ve dönüştürme eylemiyse, burada dışındaki olumsuzlukları değiştiren, dönüştüren bir eylemden, iradeden söz edemeyiz. Buna döne döne vurgu yapmamızın esas nedeni var olan tabloyu onaylamak ya da hoş görmek değildir. Ya da bir bütün olarak olumsuzlukların var olduğu anlamına gelmemektedir. Ancak şu da bir gerçektir ki, eksikliklerimiz oldukça fazladır ve bunların aşılması gibi bir görevle karşı karşıyayız. Yine şu da bir gerçek ki, değiştirmek için öncelikle varolanı doğru çözümlemek gerekir. Eğer biz bu olumsuzlukları yaratan zeminin etki gücünü iyi göremezsek, değiştirme sürecinde gereken proleter sabrı da gösteremeyiz. Marksist-Leninist-Maoistler gerçeği olgularda ararlar. Olgular ise mevcut tablo içinde varolan gerçeklerdir. Demek ki başarının ilk adımı somutu incelemek ve bu somuta yanıt olacak teoriyi üretmekle atılır. Çalışmalarımızda atacağımız her adım, izleyeceğimiz her yol gıdasını bu bilimsel düşünüş ve yürüyüş tarzından almak zorundadır. En önemlisi, içinde bulunduğumuz koşulları bilimsel olarak çözümleyip ona uygun pratik adımlar atma bilimselliğini, cüretini göstermemiz gerekir. Elde edeceğimiz tüm bu genel tecrübeleri de, pratik adım atma sürecinde bize yol gösteren birer ışık olarak görmeliyiz. Özet olarak, içinden geçtiğimiz süreçte her birimiz, her militanımız, faaliyetçimiz çalıştığı alanda derin bir araştırma ve inceleme göreviyle yüz yüzedir. Her alanda Marksizm-Leninizm-Maoizm’in bilimsel yol göstericiliğinde pratiğe yönelmeliyiz. Her türlü eksikliğimizi ancak böylesi devrimci pratiklerle asgari düzeye indirebiliriz. Bu görevlerin başarılmasında ve eksiklerin aşılmasında “politik çalışma tüm çalışmaların can damarıdır” ilkesine sıkı sıkıya sarılmalıyız. Seçim vb. politik faaliyetler içindeki çalışmamız bizlere göstermiştir ki politikaya ilgisizlik saflarımızdaki önemli bir sorundur. İçinde bulunduğumuz dönemde bizi bekleyen görevler bu eksikliğin giderilmesi ile daha rahat aşılır bir duruma gelecektir. Bu açılardan bakıldığında politik çalışma ve araştırmalar tüm faaliyetçilerin görevidir. Sorun ve eksiklerimizin şimdiki önemli kısmı yaklaşımlarımızdaki sözünü ettiğimiz hataları düzelttiğimizde gerileyecektir. Unutmayalım, gelecek, sabırla, inatla zorluklar karşısında yılmayanların yarattığı değerlerle kazanılacaktır.
|
ÇIKTI |
10-23 Ağustos 2007 Sayı:8080