
ARŞİV |
Alışılagelmiş ve belirlenmiş yöntemlerin dışına çıkalımDevrim mücadelesini kalıplara sıkıştırmayalım!
Ki bugün baktığımızda gelişen kitle hareketlerine zamanında müdahale etmeyi başaramadığımız rahatlıkla görülür. Tüm bilim dallarında (ve konumuz özgülünde Marksizm-Leninizm-Maoizm biliminin uygulanmasında) sorunu çözmek için sorunun ne olduğunu, ortaya çıkmasının zeminini vb. yani niteliğini tahlil etmek ön koşul olarak kabul edilir. Ancak bunlar doğru bir tarzda ve içerikte ortaya konduktan sonradır ki, doğru yöntem ve araçlarla sorun çözülmeye girişilir. Aksi takdirde; adı doğru konulmamış, ortaya çıkış koşulları ve zemini tespit edilmemiş, üzerinde sistemli bir görüş oluşturulmamış ama varlığı inkâr edilemez hale gelmiş sorunların dillendirilmesi yakınmanın ötesine geçmeyecektir/geçmemektedir. Bunların yapılmasının sadece bir ön adım, ön koşul olduğunu unutmamak gerekir. Bunun ardından edinilen bilimsel bilgiler üzerinden soruna müdahale etmek, çözmek için -çözüm gücü ve olan-faaliyetçilerle birlikte nasıl bir çözüm oluşturulacağına, hangi yöntemlerin uygulanacağına dair -mümkün olduğunca- ortaklaşmış bir plan ve proje hazırlamak ve bu şekilde hareket etmek yine olmazsa olmazlardandır. Hatta sorunların boyutuna göre defalarca kez bir araya gelip yöntemlerimiz ve sonuçları üzerinde görüş alışverişi yapmak, yeni yöntemler geliştirmek, karşılaştığımız sorunlara ilişkin çözümler aramak vb. müdahale sürecinin daha verimli ve doğru sonuçlar alıcı hale gelmesini sağlayacak, aynı zamanda faaliyetçilerimizin gelişimlerine de önemli katkılar sunacaktır. Tüm bunlar vakit kaybı mıdır? Zamanımızı tartışmalara boğmak ve pratiğe geçmemek için “bahane” midir? Yani bunlar teorik safsatalar, içi boş, sağ tartışmalar mıdır? Pratik yaşam kitaplardakine benzemez mi? Sorun belli, çözüm de belli midir?! Ya peki, meseleye, önümüzü tıkayan bir soruna karşı müdahalesiz kalmak kadar yanlış müdahale etmek de farklı ama son tahlilde devrime zarar verecek sonuçlara yol açmaz mı? “Devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz” diyen ustalarımızdan öğrenmek zorundayız. Bizler bilincimizde MLM bilimini, onun yöntemlerini ne kadar özümsemiş ve günlük yaşamımızdan en ileri pratiğimize kadar ne kadar uygulayabilir hale gelmişsek; bu tartışma süreçleri o kadar kısa sürecektir. Bizler Amerika’yı yeniden ve yeniden keşfedelim demiyoruz. Ama var olan, tüm sınıf mücadeleleri tarihinden süzülüp gelen deneyim ve bilgiyi her somut pratiğimize yaratıcı bir şekilde uygulayalım ve yine buradan elde edeceğimiz deneyim ve bilgileri sınıf mücadelesinin hanesine yazalım diyoruz. Zaman kaybını MLM bilimini kavramaktaki yetersizliğimizde; bunun “kaynağını da bilincimizde; gerçeği kavramayan ve gerçeğe hükmedemeyen bilincimizde aramak gerekir.” Bu genel bilgiler ışığında özellikle kitlelerle ilişkilerimizde yaşadığımız sorunlara bakarsak ilk başta bir korkuya, umutsuzluğa kapılmamak çok zor görünmektedir. Zira sorunlarımızı alt alta bir liste halinde sıraladığımızda biz “sınıf mücadelesine bir ara verelim de kendimizle uğraşalım” diyen bile çıkabilir. Ancak sorunlarımızı, varlık nedenimiz olan sınıf mücadelesi içinde çözmekten başka bir yolumuz bulunmamaktadır, ki tek doğru çözüm yolu da budur. Ve biz de, gözbebeğimiz Proletarya Partisi de, sınıf mücadelesi de bu şekilde, daha nice sorunlarla göğüs göğse gelerek, nice badireler atlatarak gelişecek/ilerleyecektir. Sorunlar, problemler korkutucu değildir, aksine her problemi çözdüğümüzde, her sorunu alt ettiğimizde bir adım daha ileriye gitmiş olacağız.
Sorunlarımızı kısaca sıralayalım o halde; Önderlik edip yönlendirmeyi, kitleleri pratik içine çekerek eğitmeyi, pratik içindeki kitlelerle sıcak ilişkiler kurma ve bunları sistemli bir şekilde sürdürmeyi, kitlelere pratik içinde onlarla birlikte ve onlar için orada olduğumuzu, düşmanın saldırıları karşısında militan tavırlarımızla kitlelere örnek olmayı, kitlelerin kendiliğinden hareketlerine neden olan ekonomik taleplerini demokratikleştirmeyi, siyasi taleplerle bütünleştirmeyi sağlamış durumda değiliz. Kitlelerin çeşitli kesimlerinin desteğini sağlama, mücadelenin organizeli bir tarzda sürdürülmesi, işçinin memuru, öğrencinin işçiyi desteklemesi ve sorunlarına sahip çıkmasını bir anlayış olarak pratikte organize edebilmiş, yerleştirebilmiş değiliz. Grevlerde, direnişlerde, gecelerde, gezilerde, mitinglerde, seminerlerde, sendika ve dernek genel kurullarında, cenazelerde, anmalarda vb. kitlesel eylemlerde alabildiğine hazırlıksız, alabildiğine kendiliğinden bir durum ortaya çıkmaktadır. Gelişen hareketler karşısında esasta edilgen ve duyarsız kaldığımız aşikardır. Bu anlamda en sıradan kitle eylemlerinde dahi önderlik etmede yetersiziz. Oysa önderlik etmek için ise öncelikle bu tür eylemlerin siyasal önemini kavramak gerekiyor. Diğer yanıyla bu tür eylemler kitlelerin eğitimi, dönüşmesi ve militanlaşması için muazzam öneme sahiptir. Hem kendi kitlemizi eğitmenin bir aracıyken, hem de diğer geniş kesimleri etkilemenin bir aracıdır. Bunu başarabilmek için ise güçlü bir katılım, disiplinli ve uyumlu bir hareket tarzı, donanımlı bir ajitasyon-propagandaya sahip olmak gerekiyor. Miting ve gösterilerin içeriğine ve esas amacına denk düşen politik şiarların atılması, siyasal olgunluğun ve önderlik misyonunun gereğidir. Gelişigüzel davranmak, “bağırmak-çağırmak” bize fazla birşey sağlamadığı gibi, gelinen aşamada kitlelerin tepkisine ve bir anlamda bizlerin kitleden kopmasına dahi neden olabilmektedir. Hiçbir birim bu sorunları çözmek “benim işim değil, şu veya bu komitenin işidir” diyemez. Bu burjuva memur mantık yıkılmalı, ortadan kaldırılmalıdır. Her komite Proletarya Partisi’nin komitesi olduğuna göre, onun sorunlarına karşı sorumlulukları aynıdır. Yukarıda da genişçe açıkladığımız gibi bu hastalıkların üstesinden gelebilmenin koşullarından biri, öncelikle bunların nedenlerinin tespit edilmesi zorunluluğudur. Bunlara bakıldığında öncelikle örgütsel dağınıklık, her işe göre somut örgütlenmelerin ve görevlendirmelerin yapılmaması, denetim ve organizasyonun zamanında yapılmaması, çalışma tarzında bireycilik, yanlış anlayışlar vb. nedenler ön plandadır. Elbette bu durumun siyasal boyutu da var. Siyasal olarak ciddi bir kavrayışsızlık olduğu açıktır. Siyasal kavrayışsızlık örgütsel çıkmazlar, yanlış örgütsel ve pratik yöntemlerin egemen olmasına yol açar. Bununla beraber yaşanan sorunun ideolojik yanı görmezlikten gelinemez. Bu yan ise, sorumsuzluk, tembellik, bürokratizm, illegalite ihlallerine tavırsız kalma, hastalıklarla mücadele etmeme vb. şeklinde yansımaktadır. Bu hastalıklar burjuvazinin iğrenç toplumsal ilişkilerinin ve yaşam tarzının birer ürünüdür. Ve bu iğrençlikler bugünkü faaliyetimizde şu veya bu şekilde yankısını bulmaktadır. Zira sınıflar var olduğu sürece biz istesek de istemesek de bunlar bizim dışımızda var olacaklardır. Ancak bunların var olması gerçeği, bize yeni görev ve sorumluluklar yüklemektedir. Bu çerçevede sorunu ele aldığımızda bugün esas ve acil görev, bu hastalıklara karşı topyekün bir savaş açmaktır. Birey olarak, birim olarak, örgütlülük olarak bu hastalıklar üzerinde tartışılmalı, bunları net olarak ortaya koyduktan sonra ısrarla üzerine giderek tedavi etmeli, yok etmeliyiz. Bugün tüm birim ve komitelerimiz bu konularda kendilerini yeniden sorgulamalı, gözden geçirmeli ve yeniden yapılanmaya gitmelidir. Oluşturulacak yeni yapılanmaları her yönüyle sınıfın örgütlenmesi, harekete geçirilmesi ve proletarya partisiyle kucaklaşmasının ihtiyaçlarına göre oluşturmak ve şekillendirmek öncelikle gerekli ve zorunludur. Yaşadığımız bu ve benzer sorunların aşılmasının tek yolu kuşkusuz ki sınıf mücadelesinin pratiğidir. İçinden geçtiğimiz her dönemi doğru değerlendirmek, doğru sonuçlar çıkarmak ve çıkardığımız bu sonuçlar üzerinden hareket ederek yürümek zorundayız. Yaşanan dejenerasyonun ortadan kaldırılması ve buna doğru tarzda müdahalenin sağlanmasının tek yolu budur. Devrimci faaliyeti kavrayışımızdaki darlık ve sığlık, kitlelere yönelik çalışmalarımızın da temelini oluşturuyor. Zamanla hedef kitlenin daralmasını ve “mevcut” kitleye ulaştığımızda da tatmin olma durumunu beraberinde getiriyor. Yürütülecek olan en geniş çalışmalarda öncelikli olarak kendi bünyemizde olan insanlarımızın politik olarak düşüncelerini alarak tartışmak ve politikaları kavratmak, harekete geçirebileceğimiz çevre ve çeperi netleştirmek, mevcut süreçle ilgili olarak nasıl hareket edeceğimizi netleştirerek sürece girmemiz gerekirken, bizler belirlenmiş ve öncesinden netleşmiş alanlar üzerinden çalışma yürütmeyi tercih ediyoruz. Pratiğimize yön veren anlayış bu olunca da örgütlenme ağını geliştirmek, kendi bünyemizde bir gelişme sağlamak oldukça zorlaşıyor. Belirlenmiş araçların dışında, bulunduğumuz alanların özgün sorunlarıyla gündemi birleştiren yöntemler ve araçlar geliştirmekteki tutukluğumuzun altında yatan taşıdığımız darlıktır. Daha fazlasını zorlama, sarf ettiğimiz enerjinin fazlasını sarf etme, daha fazla kitleye ulaşma ve sesimizi “belirlenmişlerin” ötesine duyurmak için, devrimciliği, devrimci faaliyeti kavrayıştaki küçük burjuva hastalıklar önemli bir sorundur. Bu hastalıklarımızın ortadan kalkması, faaliyette ısrarlı ve samimi olanların öne çıkmasını sağlarken, yürümeye gücü kalmayanların ise elenmesini beraberinde getirecektir. Ara verilmeksizin yürütülen pratik çalışmalarımızın politik zeminini kavrayıp/kavratabildiğimiz oranda arınma ve güçlenmeyi birlikte yürütebiliriz. Bugün “zaman harcamak” zorunda kaldığımız sorunların birçoğu zamanında müdahale edemediğimiz ve bir anlamda büyümesine neden olduğumuz gerçeklerdir. Taşıdığımız zaaf ve yetmezliklerimizin tümünü bu anlayışla ele almak ve üzerinde ciddiyetle durmak zorundayız. Yoksa yarın karşımıza daha büyük sorunlar olarak çıkacağı, hepimizin malumu olduğu gerçeklerdir. Ancak tüm bunların aşılmasını gerektiğini söyleyerek aşılmayacağı da bireysel ya da örgütsel deneyimlerle sabittir. Bu noktada en başta söylediğimiz gibi, sorunun bir parçası olmak istemiyorsak çözümün bir parçası olmak için tüm örgütlülüklerimizin azami çaba sarf etmesi, sorunlar üzerinde samimi bir şekilde kafa yorması gerekiyor. Bunların düzeltilmesi gerekir diyerek kenara çekilmek samimi ve namuslu bir davranış değildir. Oysa bizi bir araya getiren ve içinde kesinlikle kişisel menfaatler olmayan değerler bütünü çerçevesinde yapacağımız her tartışma, her “çatışma” ilerlemeyi sağlayacaktır. Yaratılan bu değerlerin en büyüğü ve işçi sınıfı ve ezilenlerin kurtuluşunun en önemli teminatı olan Partinin (dolayısıyla devrimin) çıkarlarını, politikalarını, stratejisini esas alarak yapılacak müdahale gerçek anlamda sınıf mücadelesine ve devrime hizmet edecektir. Bunun dışındaki tüm yol ve yöntemler sorunlara yeni sorunlar eklemekten başka da bir anlam ifade etmez. Sonuç olarak sorunlarımız gözümüzü korkutmamalı, aksine mücadele azmimizi körüklemeli. Lenin’in 1905 yenilgisinden sonra söylediği sözler bizim için de yaşam bulmalıdır: “Bize boşuna kaya gibi sağlam demezler. Sosyal-demokratlar, ilk silahlı saldırının yenilgisinde cesaretini yitirmeyecek, kendini kaybetmeyecek ve maceraya sürüklemeyecek bir proletarya partisi inşa etmiş bulunuyorlar.”
Ankara Bursa Gazi Mahallesi
Kartal
|
ÇIKTI |
10-23 Ağustos 2007 Sayı:8080