Özgür Gelecek Yolunda

İşçi

 Anasayfa

 Duyurular

 Arşiv

 İletişim

 Linkler

İşçi-köylü'den

Sınıfsal Yaklaşım

Pusula

Evrensel Bakış

Emekçinin Gündemi

 

umutyayimcilik@ttnet.net.tr

umutyayincilik@hotmail.com

 

ARŞİV

YDG

PARTİZAN

   

Bir yolculuk, bir köy, bir gün...

Fındık toplama dönemi yaklaştı yine. Ağustos ayının sonlarına doğru Karadeniz’de başlayan fındık toplama işi Batı Karadeniz’de Ağustos ortalarına doğru başlıyor. Sakarya’da çok sayıda fındık bahçesinin yer aldığı Batı Karadeniz illerinden biri. Ve Ağustos ortalarına gelindiğinde Batman, Siirt, Adıyaman, Diyarbakır, Urfa vb. illerden kamyon kasalarında ya da tren istasyonlarında yatak yorganlarını yüklenmiş 10–15 kişiyi başlarında bir çavuşla sohbet ederken, yevmiyeleri tartışırken görebilirsiniz Sakarya’da. Kundaktaki bebeğini sırtına bağlamış, sümüklü burunlarıyla büyük gelen pantolonunu çekiştiren çocuklarla, boğazını yırtarcasına öksüren ancak yine de tütün sararak derin bir nefes çeken insanların oluşturduğu bu kalabalık Türkiye Kürdistanı’ndan yola çıkan ve kışa kadar çalışmak zorunda olan mevsimlik Kürt işçiler. Doğdukları yerde ekilecek toprakları bırakılmayan Kürt işçilerin yolculuklarının son durağı fındık ya da kayısı bahçeleri, pamuk ya da mısır tarlalarında çalışmak oluyor genelde. Yediden yetmişe ev ahalisinin toplanıp geldiği bu yerlerde önce barınmak için çadırlar kuruluyor. Sonra yemek yapmak ve yıkanmak için çalı çırpıdan banyo, tuvalet, mutfak benzeri yerler yapılıyor, ocaklar kuruluyor, yataklar seriliyor. Zaten önceden çavuşla anlaşma yapmış olan mevsimlik işçiler çadırların çalışacakları bahçeye yakın olmasına özellikle dikkat ediyor.

 

Yaşam, her gün çelişkilerle başlıyor...

Ancak Sakarya’nın Hendek ilçesinde durum biraz farklı. Çünkü Hendek’te özellikle Çağlayan ve Çakallık köylerinde yaşayanların iki ya da üç katlı kendi evlerinin bahçelerinde fındık ağaçları bulunuyor fakat bunları genelde aile bireyleri 3–5 günde toplayarak bitiriyor. Büyük bahçeler ise yani mevsimlik işçilerin çalışacağı bahçeler köyün daha uzağında kalıyor ve buraya araç hareket etmiyor. Bu nedenle çadırlar tarlaların yakınlarına kurulamıyor. Köyün içindeki açık bir araziye kurulmak zorunda kalınıyor. Ve 2.5 saatlik bir yürüyüşle aslında ekmek biçilen fındık bahçelerine ulaşılabiliyor. İnşaatı bitirildiğinde yaklaşık olarak 250 bin YTL’ye satılacak olan 2–3 katlı evlerin önünde kurulan derme çatma çadırlarda yaşam her gün bu büyük çelişkiyle başlıyor. Akşam 19:00’da günün yorgunluğunu atmak için çadırlara dönerken yol üzerinde sıra sıra böğürtlen çalılıklarının önünden geçerken ya köyün kahvesinden evine dönen yaşlı bir amcayla, ya yüzmekten yorgun düşmüş gençlerle, ya yurtdışından köyüne tatil için gelen bir ailenin lüks arabasıyla, ya da kendileri gibi yoksulluğun ta buralara taşıdığı başka fındık işçileriyle karşılaşmak mümkün.

Haziran ayında Sakarya’nın merkezinde Kürt oldukları için saldırıya uğrayan inşaat işçilerini hatırlayarak, gelecek olan Kürt mevsimlik işçilerinin yaşam koşullarını ve “farklı olmanın” buralarda yaşattığı durumu gözlerimizle görmek, sohbet etmek, gazetemizde yer vermek için yola çıkıyoruz İstanbul’dan. Haydarpaşa’dan Adapazarı trenine biniyoruz. Gebze, İzmit, Kırkikievler, Sapanca, Arifiye derken Sakarya merkeze ulaşıyoruz. Henüz yolculuk bitmiyor tabi. Önce Hendek arabalarına binmek için terminale gidiyoruz. Hendek’te indikten sonra köylere gidecek olan minibüsleri bekliyoruz. Ve Çakallık köyüne geldiğimizde sabahtan başladığımız yolculuğun saat 16:00’da sonlandığını fark ediyoruz. Hemen mevsimlik işçileri bulmak, onlar çalışırken fotoğraf çekmek, akşam da çadırlarına misafir olmak istiyoruz. Ancak yola çıkarken yanlış bir hesap yaptığımızı fark ediyoruz. Bütün gün ulaşmak için yol kat ettiğimiz ve aradığımız işçilerden henüz hiçbirisi yok. Çünkü mevsimlik Kürt işçiler Ağustos’un 10’undan itibaren köylere gelmeye başlıyor ve 15–20 gün kadar burada kalıyorlar. Ondan sonra da Çukurova’ya pamuk toplamak için yola koyuluyorlar.

 

Susuzluk fındığın içini de boşalttı

Buralara gelmişken köy ve ilçe hakkında bilgi edinmeye çalışıyoruz. Çakallık’tan başlayıp Çağlayan köyü’ne kadar süren gezintimiz sırasında mısır, fındık, kara erik, incir, ceviz ağaçları karşımıza çıkıyor bol bol. Karalâhana, marul, soğan, maydanoz, patlıcan, biber vb. sebzeler ekili bahçeli evlerin hepsinin önünde bir çardak ve akşam sohbetlerine misafir ağırlamak için özenle hazırlanmış masa ve sandalyeler, dantelli divanlar sessizce bekliyorlar. 37 yıldır Hollanda’da yaşayan bir amca yolculuğumuz sırasınca bize eşlik ediyor ve köy hakkında birçok şey anlatıyor. Fındık bahçelerini geziyoruz beraber. Fındık ağaçlarının tamamına yakınının yaprakları kurumaya yüz tutmuş durumda. Henüz yeni olgunlaşmaya başlamış olan fındıkların içi genelde boş çıkıyor. Bu yıl bangır bangır su sıkıntısından dem vuran devlet, bu sıkıntıyı gidermek için tatile çıkmak gibi öneriler sunarken köylülerin ve tarım ürünlerinin nasıl etkileneceğine dair herhangi bir açıklamada bulunmayarak alternatif bir proje geliştirmediğinden özellikle Sakarya’da fındıktan büyük zarar edilecek öngörüsünü ediniyoruz. Koskocaman köyde sadece bir bahçedeki ağaçların yapraklarının yeşil ve fındığının bol olduğunu görüyoruz. Çünkü bu bahçenin önünden küçük bir su birikintisi geçiyor ve ağaçların su ihtiyacı doğal olarak karşılanıyor. Ne var ki diğer bahçeler bu kadar şanslı değiller. Aslında su bakımından oldukça zengin bir yer. Pınar, Aytaç, Başbakan’ın oğlunun şirketi olan Balsu gibi 4 markanın su depolama fabrikasının olduğu bir yer Çakallık köyü. Ve köyün başındaki dağlarda bulunan göllerden akan suyun oluşturduğu ırmaklar mevcut. Köye de bu gölden su getiriliyor. Ne var ki köyün içinden geçmediği için bahçeler bu sulardan nasiplenemiyor. Su ihtiyacını yağmur ve kar suyundan karşılayan ağaçların, bu yıl yağışların çok az olmasından kaynaklı verimleri önceki senelere oranla oldukça düşük. 4 YTL olarak verilen taban fiyatının Sakarya köylülerinin zararlarını karşılayamayacağı da oldukça açık bir şekilde görülüyor.

 

Farklı milliyetler, aynı dertler...

Hendek’te Kafkaslar’dan yüzyıllar önce göç ederek buralara yerleşmiş olan Abazalar 65 köyün tamamında yaşıyorlar. Bulundukları ilçelerde ve köylerde kültürlerini yaşatmak için kültür ve dayanışma dernekleri kurmuşlar. Mayıs ayından itibaren başlayarak yazın sonuna kadar yaylalarda festivaller düzenleyip kurdukları samimi ilişkilerini daha da geliştiriyorlar. Aynı zamanda yaptıkları yöresel yemekler, düzenledikleri folklor yarışmaları, festival sırasında giydikleri yöresel kıyafetleri, anadillerini daha bir özgürce konuşmalarıyla zenginleşen festivalleri kendi kültürlerini yaşatmak için çok önemli bir araç onlar için.

İlçede 7–8 tane de tamamen Kürt köyü var. Geri kalanlar ise Türk köyleri. Ve köylerin hepsi sürekli olarak ilişki içerisinde. Kız alıp veriyorlar, ticari ilişkilerini sürdürüyorlar. Televizyonlarda gösterilen ve kışkırtılmaya çalışılan farklı milliyetlerin sözde çatışmasının gerçekten sözde kaldığının bir örneğini gösteriyor bu köyler. Ortak dertleri olan fındık ve mısırın, üretim aşamalarındaki sıkıntılarıyla, verilecek taban fiyatının heyecanıyla, yazın gelmesiyle birlikte hasat telaşıyla günlerini geçiren köylülerin gerçek sorunlarının Türk bayrağı olmadığının bilinçsiz de olsa farkındalar. Gerçek sorunlarıyla boğuşurken yapay sorunlara zaman kalmıyor yani.

Burada sıkıntılarından bahsederken, köylülerin yoksul olmadığını da vurgulamak gerekiyor. Orta köylü durumundalar, yani kendi malı mülkü olan, zarar etse de geçinme sıkıntısı olmayan köylüler. Ancak fındıktan yapacakları zarar onların cepten yemesine neden olacak, bu yanıyla dertleri büyük. Gezintimiz sırasında bazı köylülerle kısa ama sıcak sohbetler ediyoruz. Safranbolu evlerine benzeyen rengârenk evlerinin önünde inek otlayan köylülerin akşam kahvede toplanmak için randevulaştığını görüyoruz. Sonra bir çavuşla tanışıyoruz. Fındık için gelecek olan işçiler için son ayarlamaları yapıyor. 16 yaşından küçükler için 17, 16 yaşından büyükler için 19 YTL yevmiye verileceğini anlatıyor bu yıl. Bir haftaya kadar özellikle Arifiye tren istasyonunda istediğimiz kadar işçiyi görüp sohbet edebileceğimizi, ağırlıklı olarak da Kazımiye köyünde çalışacaklarını söylüyor bize. (İstanbul)

 

 

   

ÇIKTI

 10-23 Ağustos 2007 Sayı:8080